Umudu ve mutluluğu tükenen dostlara

Yıllar zamanı nasıl da sürükler değil mi? Alır götürür yanından. Daha dünkü çocuk kocaman bir genç olarak çıkıverir karşına. Bu günün genci onlarca yıl sonra yeni bir ihtiyar olur. Ellerinde ve yüzlerinde çizgilerle genç bir ihtiyar olur.

Beden içinde sakladığın yürek, bir yangın selinde çırpınır durur. Hep hayallerin arkasında koşuşturup yorulur. Biri biter. Yenisi gelir. Hep böyle devam eder yaşam. Kuyunun içinde bağlı olsan da, yukarıdan sular dolsa da hep bir çırpınışın vardır bu dünyada. Yaşamak. Ne acı bir imtihandır yaşamak. En acısı da imtihanla yaşamak.

Hani dün çocukken yatağında hasta yatıyordun ya. Annen başucunda ıslattığı bezle ateşini alıyordu.  Ve sen bilmediğin bir mücadelenin içindeydin. Çocuk bedeninle direnirken bile iyileşip oyuncağına kavuşmanın sabırsız bekleyişi vardı içinde. Hani sokağınızdaki boş arsada bir maçlık bir bir kalabalık toplanmıştı. Gol kralı olabilmenin hayali ile vurmuştun top’a. Aynı yerde yarın ki buluşmanın hayalini kurmuştun. Büyüdün. Herkesi büyük görmeyecek kadar büyüdün.

Yaşamın en güzel sahneleri içindesin şu an. İçini karartmasın gördüğün, duyduğun karamsarlık bombardımanı. Kendini megaloman dizilerin batağında kaybetme lütfen. Kendini umutsuz, basit şarkıların sözlerinde kaybetme. Örnek al. Model al. Ama kendini unutma. Dikkatli bakarsan pencerene konan güvercini göreceksin. Bulutlar kadar beyaz kanatlarında dünyayı gezeceksin daha. Bir yıldız parlatacak gecenin kasvetli karanlığını. Ve sen bütün varlığınla bağıracaksın. “Ben buradayım” diye . Sesini önce sen duymalısın. Başkası duymasa da olur diyeceksin. Senin varlığın değil mi başkasını var eden. Senin varlığın değil mi başkasını gören. Önce sen. Bencillikten öte varlığın sembolü sen.

Bu gün sular kesik. Sokağımızda kavga var. Birileri ekmek kazanma davasını kaybetmek üzere. Birleri yanan parlak ışıklar altında karanlığı yaşıyor. Ve sen bunları fark etmiyorsun. Sadece sen sanıyorsun en acısını çekeni. Sadece sen sanıyorsun kuyunun içinde elleri bağlı olanı. Kazanıyorsun ama tadını alamıyorsun. Aldığın ekmeğin, açken koktuğu gibi kokmuyor. Komşunun selamı çok içten gelmiyor. Çünkü sen basit bir su çukurunu kuyu zannediyorsun. Sen büyüttükçe oda büyüyor. Hem de en derininden bir kuyu oluyor. Ve sen bir bardağın içinde boğuluyorsun.

Bilmiyorsun elle tutamamanın acısını. Bilmiyorsun mis gibi kokan çiçeği görememeyi. Bilmiyorsun ömür boyu koşamamayı. Hani bir bahar sabahında kır çiçeklerinin sarıp sarmaladığı bir tepeye çıkmıştın. Gökyüzünün yemyeşil vadiye uzanıp yattığını görmüştün. Burun direklerin papatya kokusundan sızlamıştı hani. İki çocuk önünden rengârenk uçurmalarla geçmişti. Sen uçurtmalara bakarken yağmur yağmıştı.

Nasıl dersin şansız olduğunu, ellerin, ayakların, gözlerin varken. Düşünen ve şu an beni anlayan bir aklın varken. Nasıl dersin şanssızım diye. Gelecek denilen bilinmezi görmeden. Şanlısın görmediğin kadar. Şanslısın bilmediğin kadar.

Senin ellerinle zincire vurduğun imkanların O?nda yok. Senin isyankar olduğun şartların asla olamadı onda. Olamayacak da.  Oysa senin gibiydi. Bir gecenin  sessizliğinde bankta otururken yoldan çıkan bir araba aldı götürdü her şeyini. Gözlerini, ellerini ve ayaklarını. Çevresinde kalmadı bir tane dostu. Kahır çekmek istemedi dostum dedikleri. Ölmeyi asla düşünmedi. Onu uçurumun kenarına iten gelgitleri görmedi. Çünkü yaşamak istiyordu. Her şeyi bitiren planı asla kurulmadı. Yaşamı hissetmek  güzeldi her şeye rağmen. Mahrum olsa da güzeldi can taşımak.  Geriye bitmeyen bir şey kaldı onda. Senin hiç kıymetini bilmediğin ve hep görmezden geldiğin;  umut. Çünkü onurlu bir mücadele vardı ortada ve bu mücadele umutsuz verilmiyordu.

“Yazık sınav canavarı olmuşsun kitabının yazarından”                                                Kadir AKEL

Umudu ve mutluluğu tükenen dostlara” için 3 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir