Türk Ailesinin Çocuk Yetiştirmedeki Çıkmazı

Eskiden aileler çocuklarına ilgi göstermezdi.Çocuklar başı boş büyürdü. Biz öyle büyüdük.Okul sonrası defteri kitabı eve atar atmaz doğruca sokağa koşar akşam oluncaya kadar eve gelmezdik.Eve geldiğimizde de mutlaka azar işitir hatta hafif yollu birde tokat yerdik. Bu nedenle çamurda oynamanın ne demek olduğunuda iyi biliriz akşam karanlığına kadar top oynamanın, hatta akşam oluncada sokakta mahallenin çocuklarıyla oyun oynamanın ne demek olduğu iyi biliriz.

Yıllar yıllar geçti sonra Türk ailesi çocuk yetiştirme konusunda yeni yaklaşımlar benimsemeye başladı. Bu yeni yaklaşıma göre çocuk ailenin merkezine geldi oturdu. Aile her şeyini küçük çocuğuna göre ayarlamaya başladı. Yemek saati, uyku saati, gezme saati… Bu şartlarda büyüyen çocuklar okullarda özgüveni çok yüksek ve hatta dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanacak narsistlikte bir düzeye geldi.

Alan seçimi yada meslek seçimi çalışmalarında öğrencilere sorduğum şu soruya aldığım cevapların bazıları oldukça dikkate değer. Şoru şu; “10 yıl sonra hangi mesleği yapıyor olmak istersin?” Verilen cevapların bir kısmı oldukça ilginç. Diyorki öğrenci;”Hocam henüz karar vermedim. Tıp da okuyabilirim Hukuk da…” Tıp dediği sayısalın en gözde bölümü ve ayrıca kazanılması ve kazandıktan sonra bitirilmesi oldukça zor bir bölüm. Hukuk ise eşit ağırlığın en gözde ve hatta yine kazanılması ve bitirilmesi zor bölümlerden biri. Ailenin gözünde çocuk o kadar merkezde ki adeta her şeyi yapabilecek yetenek ve başarıda. Bu bakış açısı ile yetişen çocukların alan ve meslek seçiminde neler yaşadığımızı tahmin edersiniz. Bu aşırı özgüven sonraları hem öğrencinin hemde velisinin başını ağrıtsa da bizim önceden uyarmamızın hiçbir kıymeti olmuyor. Veli yada öğrenci yaşadıktan sonra bize hak veriyor. Alan seçimi çalışmalarında uyguladığımız testler ve anketlerden elde ettiğimiz bilgiler ve öğrencinin ders başarılarından edindiğimiz izlenimleri veli yada öğrenci ile paylaştığımızda beklediklerinin tersi bir yönlendirmede bulunduğumuzda tepki alıyoruz.

Yılar önce gerek yapılan envanter ve anket uygulamaları gerek yapılan bireysel görüşmeler ve gerekse de ders başarılarının takibi neticesinde aileye; “öğrencinin sayısalda başarılı olması biraz zor, eşit ağırlıkta sanki daha başarılı olur” dediğimde “bu kadarını bende beklemiyordum” diyeceğim bir tepkiyle karşılaşmıştım. Aile bana aynen şunu demişti;”Hocam sen çocuğu bilmiyorsun. İlköğretimde iftihar listesindeydi ve çalışırsa yapabilir.Biz onun sayısalcı olmasını istiyoruz. Gerekirse özel ders bile aldırırız”. İçimden “keşke ben haksız çıksam” demiştim. Gel zaman git zaman öğrenci ağır aksak son sınıfa kadar gelmişti. Sorumlu geçmeler, girilen sınavlar, yaşanılan pişmanlıklarla son sınıfa gelen öğrenci “alan değiştirme fırsatı olsada eşit ağırlığa geçsem” yaklaşımındayken aile ısrarla çalışırsa yapar modundaydı. O yıllarda bir anadolu lisesini kazanmak oldukça zordu. Biz o zoru başaran öğrenciyi daha çok ailenin ısrarı ile resmen harcamıştık. Zaten bir süre sonra başarısızlık devam ettiği için ailede okula gelmez olmuştu. Öğrencideki “ben yaparım”, “benim için çocuk oyuncağı”, “çalışırsam başarırım” yaklaşımı ve bunun temelinde yatan “sen bir tanesin”, “sen iste her şeyin üstesinden gelirsin”, “senin başaran öğrencilerden neyin eksik” aile modu.

Yazının başında da belirtmiştim. Eskiden aileler çocuklarına ilgi göstermezdi. Çocuklar başı boş büyürdü. Şimdi ise çocuklar ailenin merkezine oturmuş durumda. Çocuk merkezli ailede çocuklar ailenin prensi/prensesi konumunda. Aile herşeyini çocuklara göre ayarlıyor. Velhasılı Türk ailesi çocuk yetiştirmede bir standart oluşturamadı.
Kaynak: https://www.aktuelpdr.net

Ahmet GÜNAY
Psikolojik Danışman

Yazıyı paylaşın

Türk Ailesinin Çocuk Yetiştirmedeki Çıkmazı” için 2 yorum var;

  1. türkiyede ar.tık aileler cocugun degerini fazlasıyla anladı ve egitim alanında ellerinden gelen herşeyi koydular fakat bu ani dönüs gayet sancılı bir döneme dönüştü.barının herseyi bu yyüzden herhangi bi alt yapı olmadan aileler cocuklarının herseyi basaracagına inanıyolar halbuki herkesin bir seviyesi vardır bu asla unutulmamalıdır.sorun herkesin kendi farkındalığını göedüğü zaman çözüm sürecine girecektir.

    Reply
  2. Her konuda olduğu gibi bu konuda da, yavaş yavaş sindire sindire gelişmek aşama kaydetmek yerine yine merdivenleri ikişer hatta üçer üçer çıkmaya çalıştığımız için tökezleyip düşüyoruz.
    Sanırım 1800’lerden bu yana en kötü hastalığımız bu….

    Reply

Yazı için yorumunuz