Öğrenmek, anımsamaktır!

Ünlü filozof Sokrates böyle söylüyor. Ben onun yalancısıyım. Sokrates ruhların göçüne inanıyordu ve hayata tekrar tekrar geldiğimizi söylüyordu. Her seferinde edindiğimiz bilgilerinde zihnimizde saklı tutulduğunu ancak bunları doğarken unuttuğumuzu anlatıyordu. Yani bizler hayat ile ilgili her türden bilgiyi zaten bilerek dünyaya geliyorduk.

Öğrenme dediğimiz işlem bir tür hatırlama, öğretme ise hatırlatmaktan ibaretti. Hiç kimse aslında daha önceden zihninde ya da ruhunda bilmediği bir şeyi öğrenemezdi. Öğretmenin işlevi öğrenciye yol göstermek, rehberlik etmek, bakış açısı kazandırmak ve bu suretle bilgilerini anımsamasını sağlamaktı.

Sokrates?in fikirlerini öğrencisi Platon?un eserlerinden öğrenebiliyoruz. Yani öğrencisi olmasa belki de Sokrates gibi önemli bir şahsiyetten kültür tarihimiz yoksun kalacaktı.

Öğrencisi, Sokrates?in öğretmen olmasını sağlamıştır.

Ve öğretmenin meşhur Atina demokrasisi tarafından idam edilmesi tarihe trajik ve ironik bir rastlantı olmayan olarak geçmiştir.

Öğretmeni öğretmen yapan diploması mıdır? Sokrates?in diploması yoktu.

Öğretmeni öğretmen yapan kurumlar içerisinde kalıplaşmış programları uygulamak mıdır? Sokrates?in müfredatı yoktu.

Öğretmeni öğretmen yapan öğrencileridir. Öğrencileriyle arasında kurduğu dialogtur. Sokrates?in onun idam gününde bu ölümden kurtulmasını sağlayacak düzeneği oluşturan öğrencileri vardı. Onun ismini ve fikirlerini gelecek yüzyıllara aktaracak eserler, tiyatrolar yazan öğrencileri vardı.

Evet, Bir öğretmenler gününü daha kutluyoruz.

Buruk!

Burada duygusal, çarpıcı, iç parçalayıcı cümleler kurmayacağım. Artık bunlardan bıktım usandım.

Öğretmenlerin kendi değerlerini kendilerine vermiyor olmalarından ve değeri dışarıdan beklemelerinden de.

Öğretmen maaşlarından söz ederek onları zavallı, fakir ve ya da para meraklısı göstermeye çalışmalarından da?

Artık şu saçma mum benzetmesini de kimse yapmasın. Öğretmen etrafını aydınlatan bir mumdur? Yok, daha neler?

Eğitim insanların birbirlerini karşılıklı olarak geliştirdikleri bir süreçtir ya da olmalıdır.

Modern eğitim sistemleri buna (learning partnership) eğitim-öğrenme arkadaşlığı diyor.

Öğretmenlerden eğitim ordumuzun fertleri diye söz etmek ne kadar doğru oluyor bilmiyorum. Zira öğretmen cenge giden bir asker olabilir mi? Öğretmenlik ve askerliği ayırmak yada her kahramanlık öyküsünü askeri kuramda benzetilere başvurmadan da takdir etmeyi bilmek gerekmez mi?

Bir öğretmen sınıfını ne kadar korkutabiliyor ise, tek sırada kıpırdamadan, put gibi tutabiliyor ise iyi bir öğretmendir! mi?

Hiç sanmıyorum.

Halil Cibran şöyle diyor:

Öğrencileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen üstat, kendi aklı ve hikmetinden vermez, fakat daha çok inancını ve sevgisini sunar.

Eğer gerçekten olgun ise; sizi kendi akıl ve hikmetinin evine çağırmaz, fakat daha çok sizi kendi aklınızın eşiğine yöneltir.

Dün gece bir rüya gördüm.

Bu sene öğretmenler gününde kıymetli öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz kamuya program hazırlamak için koşuşturup zor koşullarda bir şeyler ortaya koyabilmek adına paralanmıyorlardı.

Bunun yerine hepsi cıvıl cıvıl giyinmiş, halk, eğitimciler, öğrenciler ve idareciler neşe içinde rengârenk süslenmiş bir salonda kokteyl partide dans ediyorlardı. Aralarda önemli konuşma ve şiirler doğal biçimde okunuyor sonra kutlamaya devam ediliyordu.

Sonra uyandım. Hepsi rüyaymış diyerek buruk kalktım yatağımdan.

Yine de umudumu yitirmiş değilim. Zira Fazıl Hüsnü Dağlarca?nın şu dizeleri beni neşelendirdi;

? Düşle gerçek birbirine yakındır, bilmez misin?

Pınar NURHAN

Eğitimci-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir