Meslek Seçiminde Anne Babaların Beklentileri

Bireyin mutlu olabilmesinin önkoşullarından biri de ilgi ve yetenekleri doğrultusunda bir üst öğrenim kurumuna ve mesleğe yönlendirilmesidir. Okulda mesleki rehberlik adı altında yaptığımız çalışmalarda temel noktalar,bireyin kendini tanıması, meslekleri ve üst öğrenim kurumlarını tanıması ve son olarak da bunlardan kendilerine en uygun olanı seçebilmesi doğrultusundadır değil mi? Evet böyle baktığımızda yaptığımız çalışmalar yerini buluyor gibi görünse de burada öğretmenin ve ailenin çocuktan beklentileri eğer gerçekçi değilse, istediğimiz kadar yönlendirme yapmaya çalışırsak çalışalım birşeyler eksik kalıyor……

Bir masalla devam etmek istiyorum şimdi:
Ormanlar kralı keyifsiz bir şekilde baş yardımcısı kurdu çağırır yanına:
“Ben kral olduğumdan beri dikkat ettim bir başıbozukluk sürüp gidiyor,bir patırtı,bir hareketlilik…çağır bakalım ormandaki hayvanlarımın temsilcilerini…buna bir düzen getirmek gerek” der.
Kurt akşam toplantıyı düzenler,ormanlar kralı mağrur adımlarla gelir ve tahtına oturur.
“Bakın,hareketlerinizi hiç beğenmiyorum.Ne o öyle…tavşanlar zıplıyor,kuşlar gürültü çıkarıp duruyor,ötmesinler bu kadar,rahatsız oluyorum…
Hem yılan,sen söyle arkadaşlarına böyle yerlerde sürünmeniz yasaklandı.Tavşan, sizler de artık hoplayıp zıplamayacaksınız…
Timsah, sizler karada miskin miskin yatmayacaksınız,sudan çıkmanız yasaklandı…
.Maymunlar, siz de artık bağırıp da beni rahatsız etmeyeceksiniz ve ağaç dallarına da tırmanmayacaksınız. .
Zürafa, söyle arkadaşlarına artık yüksek dallardaki ağaç yapraklarını yemeniz yasaklandı…görüntüyü bozuyorsunuz…..burda düzen isterim ben…
Hem kurt, arkadaşların geceleri uluyarak uykumu bölüyor..söyle onlara ulumaları yasaklandı…tamam şimsi artık dağılabilirsiniz…..”
der ve yine büyük bir mağruriyetle tahtından inerek kraliyet inine döner….Döner de..o günden sonra ormanda bir kasvet..bir mutsuzluk başlar..
.Ormandan artık neşe dolu hayvan sesleri değil ağlamayı andıran uğultular yükselmektedir. Bir süre sonra ormanlar kralı aslan bu seslere dayanamaz ve yardımcısına hayvanların liderlerini yeniden alanda toplamasını emreder. Bütün hayvanların liderleri orda toplanmıştır ama o da ne,hepsi mutsuz,gözleri kan çanağına dönmüş ve son derece de yorgun ve bitikin görünmektedirler.
Sorar; “Ne oldu size böyle?Habire mutsuz çığlıklar duymaktayım ormandan.”….Hayvanlar sessiz……ortada çıt yok…Sonunda ürkek ve korkak olmasıyla ünlü tavşan konuşacak cesareti bulur kendinde ve öne çıkar. Nasıl olsa böyle yaşamaktansa ölse daha iyi diye düşünür kendince…kaybedecek bir canından başka nesi vardır ki?…
.Der ki: “Yüce efendimiz…siz bizden bizi biz yapan şeyleri yapmamamızı istediniz. Bakın biz hepimiz birbirimizden farklıyız.Doğuştan nasıl yaratıldıysak öyle davranmayı biliriz biz….Bizi mutlu eden şeyleri yasakladınız ve artık mutlu değiliz. Bırakın tavşan tavşanlığını….maymun maymunluğunu, aslan da aslanlığını yapsın Ben tavşanım, arkadaşlarımla koşup oynamayıp zıplamadıktan sonra kendimi nasıl mutlu hissedebilirim ki…” der.
Aslan yaptığı hatayı anlar ve koyduğu bütün yasakları kaldırır ve ormandan yine mutlu hayvan sesleri yükselmeye başlar……Peki aslan hatasını anladı da bizler anladık mı acaba? Ne dersiniz?
Öncelikle sınıftaki öğrencilerin herbirinin farklı özelliklere sahip olduklarını ve dolaysıyla farklı gelişimsel özelliklere,ilgilere,yeteneklere,öğrenme stillerine sahip olduklarını anlayabildik mi ve öğrencilere ders anlatırken , yani bir şeyler öğretmeye çalışırken bu farklılıkları ne kadar göz önünde bulundurabiliyoruz öğretmenler olarak?

Peki ailelere ne demeli…..? Her anne baba için çocuğu mükemmeldir,diğer çocuklardan üstündür ya…..O mutlaka en iyisi olmalıdır….Eğer yeterice iyi değilse sorun kesin sınıfında,arkadaşlarında, öğretmendedir canım…Öyle ya…onun çocuğu asla hatalı olamaz…Hem ağbisi de ne kadar mükemmeldi..O da mutlaka mükemmel bir çocuk..!!!

Yaptığınız görüşmelerde böyle düşünen velilerle mutlaka karşılaşmış olmalısınız. Konu mesleki rehberlik olunca buna bir de anne ya da babanın geçmişte olmak isteyip de olamadığı, yapmak isteyip de yapamadığı şeyler de girer. Anne okuyamadığı için zamanında, kızının okuması için aşırı baskı yapar…ya da baba doktor olmak istemiştir..olamamıştır…oğlu mutlaka doktor olacaktır..başka şansı yok……!

Oysa ki ya ilgiler, yetenekler, gelecekte olmak istediklerine yönelikhayalleri…
Bunları göz ardı ederek çocuklarına ne kadar büyük haksızlık ettiklerinin de farkına varamazlar. Çocuklarının yeterliklerini göz önünde bulundurmadan yönlendirdikleri nokta eğer çocuğun kapasitesinin üstündeyse, çocuk gücünün üstünde şeyler başarması beklendiği için sürekli zorlanır ve her seferinde de kendisini başarısız hissettiği yeni deneyimlerle özgüveninin yitirdikçe yitirir. Tıpkı Ayşe. gibi.

Ayşe,memur bir ailenin kızı.İlkokuma yazma döneminde zorlandığı için rehberlik servisine yönlendirildi ve RAM da incelemeye alındığında görüldü ki zeka düzeyi düşüktü. Aile kabullenmedi ve Ayşe normal çocuklardan beklenenler neyse bunlar beklenerek büyüdü.Sınıfta okuma yazmayı iki yılda öğrendi ama ailesinin zorlamaları ve beklentileri onun hala sınıfın en başarılı öğrencileri ile kıyaslanmasına neden oluyordu. Oysa ki ; el becerileri oldukça iyiydi ve bunları yaparken de büyük zevk alıyordu. Böyle zorlamalarla, özel derslerle ,öğretmenlerle sürekli iyi diyaloglarla ilköğretim de bitmişti işte. Babası o kadar dersane ve özel dersle nasıl olur da Fen lisesini kazanamaz diye çok bağırıp çağırmıştı. Annesi de kızgındı ona…. Ablası ne kadar başarılıydı oysa…..!

Ayşe, . servisin bütün uyarılarına rağmen akademik liseye yazdırıldı. Sonradan öğrenildi ki okulu bitirememiş ve başarısızlık nedeniyle okulla ilişiği kesilmişti.

Oysa ki, başından beri onun kapasitesinin böyle bir programı yürütmeye elverişli olmadığı konusunda gerekli bilgilendirmeler yapılmıştı. Ayşe’ye ve buna benzer pek çok öğrenciye yazık oluyor. İlgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilebilmiş olsaydı şu anda el becerisiyle yaşamını sürdürebilecek bir meslek sahibi olabilir ve kendi ayakları üzerinde durabilecek donanıma sahip olabilirdi. Ama olmadı…. Bu uç bir örnek…Bir de başka alanlarda daha başarılı olabilecekken ailenin baskı ya da yanlış yönlendirmesiyle istemedikleri bir mesleği seçmek zorunda kalanlar vardır…Onlar için de yaşam pek zevkli olmasa gerek.

Velilere her zaman şunu söylerim:Çocuklarınız tıpkı sizler gibi kendilerine özgü. Sizler nasıl farklıysanız onlar da farklı. Her biri bir dünya.Bırakın meslek seçimi gibi onları en yakından ilgilendiren ve yaşamlarını uzun vadede etkileyecek bir kararı kendi istekleri doğrultusunda versinler. Çünkü bu onların yaşamı….

Eğer sevmediği bir mesleği seçmek zorunda kalırsa bundan dolayı ne kadar mutsuz olabileceklerini düşünmelerini istiyorum.

Çocuklarının önüne set çekmek ya da olmak istemedikleri şeylere zorlamak, güçlerinin üstünde şeyler beklemek yerine onlara destek olmaları gerektiğini söylerim.
Ve ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar eninde sonunda çocuklarının kendi kararlarını verebilecek yaşa geldiklerinde yeniden kendi tercihlerine yönelebileceklerini, en doğrusunun en başında çocuklarına bu serbestiyi tanımak olduğunu belirtirim.

Tıpkı nehir yatağı değiştirilmiş bir akarsu gibi.İnsanlar nehirleri başka yerlerden akıtmak için yatağını değiştirirler ama bir sel gelir….Nehir eski yatağına döner. Akarsu yolunu bulur…..

Zeynep UĞURLU
Eğitim Uzmanı Ve Rehber Öğretmen

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir