Maskelerini takda gel…

Oldum olası duygularını gizlemeyi bir türlü beceremeyen uslanmaz bir romantiğimdir. Hangi duygu modundaysam o halimle hareket ederim. Psikoloji eğitimi alan bir insan olarak aklıma hep Profesör Nurten Gökalp hocama gelirdi. Müthiş bir psikologdu. Halen de öyle. Zarif, hanım efendi, marjinal bir bayan, aristokrat bir eda, entelektüel bir muallim?

İnsan psikolojisi üzerine anlatmış olduğu dersleri hayranlıkla dinleyen utangaç bir öğrencisiydim… Saygıyla anarken hocamı maskelerden bahsetmek istiyorum sizlere…

Maske sözcüğü birçok dilde benzer biçimde söylenir. Genel kanıysa kökeninde eski Latince’de kullanılan ve “ruh, hayalet” anlamına gelen -masca- sözcüğünün olduğu. İnsanlar yüzlerine taktıkları maskeyle farklı bir kişiliğe büründüklerini ve o temsili yüzün yeni bir ruh verdiğini düşünürlermiş. Yüze geçirilen çeşitli maskeler farklı ruh hallerini belirler, farklı amaçlar taşırmış. Sözgelimi kralların sarayında yüzlerine çeşitli komik maskeler takarak şaklabanlıklar yapanlara “maskara” dendiğini biliyoruz. Bununla birlikte maske, insanın yaşamına çok eski çağlarda girmiş ve pek çok farklı amaçla kullanılmış.

İçinde bulunduğumuz, her an gelişen ve değişen dünyamızda psikolojilerimizde değişiyor.21.yy’ a akıl cağı, teknoloji cağı, aklın bayramı, aklın zaferi olarak nitelerken duyguları, hisleri, insani olanı, aşkı, sevgiyi paranteze almış, mantığı ve realiteyi göklere çıkarmışken, gözyaşımızı ise gizliden gizliye içimize akıtmaya çalışıyoruz…

Durumların ve olayların karmaşıklığı içinde bukalemun misali kılıktan kılığa giriyor, her ortama ve şartlara göre duruşumuzu ve bakışımızı ayarlıyor adeta bir maske kolik oluyoruz… Bazen kahraman rolüne giriyor, bazen ikiyüzlü, bazen vatanımızı kurtarıyor bazen ona karşı umursamaz oluyoruz. Bazen yüce yaratıcının nimetleri karşısında ram eğliyor, bazen bunları görmezlikten geliyoruz. Kimse kimsenin ne olduğunu tam olarak bilemezken “ya olduğun gibi görün ya görün düğün gibi ol” cümlesinin özne ve yüklemini ayıramazken ya da bu sözü görmezden gelirken, kendimizi pragmatist(çıkarcı-yararcı) bir felsefe denizinin içine atarak yelkenleri sonuna kadar “fora” ediyoruz… Bazen K. Marks’tan dem vuruyor bazen Yunus oluyoruz… Bazen işimize gelenleri bir kurdun gözü gibi, bir tikinin burnu gibi görüyor ve kokusunu alıyorken bazen de bir “kör ve sağır” oluveriyoruz. Ya, Allah askına sen kimsin derken, aslında kendimizi de tanımakta zorlanıyoruz…

Her ortama göre maskeler kullanıyoruz… Cebimizde o kadar çok maskeyle dolaşıyoruz ki… Bu maskeleri yerine ve ortama göre akıllıca ve duygusuzca kullanmaktan bir an bile çekinmiyoruz… Hüzünlü bir halimizde bizi çekemeyenler sevinmesin düşüncesiyle etrafa kahkahalar saçarken; Sevinçli bir anımızda, hüzünleri yudumluyoruz… Ya da Sevmediğimiz bir insanı ufak tefek çıkarlarımız uğruna onu ne kadar sevdiğimizi anlatmaya çalışıyoruz… Bazen patronumuza, bazen müdürümüze, bazen de siyasilere yalakalıklar yapmaktan kendimizi alamıyoruz… Sonuçta “hiç kendimiz” olamıyoruz ya da olmak istemiyoruz. Bir gök kuşağı misali tüm renkleri üzerimizde barındırıyoruz. Evet, evet, bir ayçiçeği gibide oluyoruz bazen, güneş nerede olursa kafamızı ve yönümüzü ona çeviriyoruz… Maskelerimiz, En gülünesi halleri ciddiye almamıza, en saçma konuşmaları alkışlamamıza, sıkça tribünlere oynamamıza yarıyor.

Küfretmek istediklerimize iltifat ediyor, kendimizi beğendirmek için rolden role giriyor, bu yorucu oyunun perdesi kapanınca da yatağa girerken maskemizi çıkarıp başucumuza asıyoruz.

Sürekli kendimizi yıpratırken ikiyüzlü bir psikoloji içinde ne kıyıda, ne köşede, ne de orta da oluyoruz. Yerimiz ve düşüncelerimiz kaygan bir zeminde sağa sola çarparken, çarptıklarımız ve yıprattıklarımızdan gözyaşı yerine anlamsız ve malayani mat bakışlar görüyoruz…. Bu ise bizi, aslında çift kişilikli bir karaktere itiyor ki asıl tehlikede ne yazık ki burada başlıyor. Bir insanın ne olduğu ile ne olması gerektiği konusundaki tutarsızlığı, değersizlik duygularının doğal bir sonucudur.

T.Hobbes ‘insan insanın kurdudur’ derken acaba neyi kastetti. İnsana en zarar verenin dünyanın en korkunç bir hayvanın olduğunu mu yoksa dünyada birbirlerine en zarar verenlerin gene aynı türden olan, akli ve muhakeme yeteneği olan biz insanoğlumuydu… Sorunun cevabı net ve açıktı?Dünyada birbiri için yegâne tehlike yaratan biz insanoğluyduk.Savaşların,katliamların,bir düğmeyle yüz binlerce insanın ölümüne sahip olan tek varlıktı insan.

Kahrolası maskeler…Sizlerin yüzünden hem cinsimizi, karşı cinsimizi, hatta eşimizi, evladımız tanıyamaz oluyoruz. Acaba kusur, hata, günah keçisi maskelerde mi, onu yapan firmada mı yoksa onu takan biz insanoğlunda mı… Sözlerime Charles C.Fink şu mısralarıyla son veriyorum…

“Bana aldanmayın yüzüm bir maskedir, sizi aldatmasın binlerce maskem var. Çıkarmaya korktuğum ve hiçbiri ben değilim; olmadığımı göstermek ikinci tabiatım oldu!”

NEVZAT ÖZER

Eğitimci-Yazar

“21 yy da Anne ve Baba olmak İsimli kitabın yazarı”

nevzatozer66@hotmail.com

Maskelerini takda gel…” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir