Küçük Bir Sınav masalı

Bir varmış , bir yokmuş?Lise Giriş sınavlarına hazırlanan bir öğrenci varmış?okula başladığı ilk günden itibaren anne ve babası onun gelecekte çok başarılı olacağına dair ona o kadar çok baskı yapmış ki o da bunu benimsemiş..yani içselleştirmiş..o da başarılı olmayı çok istiyormuş zaten..o kadar çok istiyormuş ki?ders çalışmaktan başka hiçbir şeye zaman ayırmak içinden gelmiyormuş?okulda öğretmeni de sınıftaki başarılı öğrencilerden bir grup oluşturmuş üstelik?birinci sınıftan itibaren onları sürekli özel olarak çalıştırıyor ve öğrencinin dediğine göre tenefüse çıkmaları bile çok fazla sözkonusu olmuyormuş?.yıllar böyle geçmiş?yıllar geçerken öğrencimiz hep başarılı olmuş ?fakat sorun şuymuş ki aldığı en küçük başarısız ya da düşük notlarda krize girip “neden böyle?neden böyleeeeeee?” Diye kendini suçluyor ve bu onun kendisini değersiz hissetmesine neden oluyormuş?.! Aradan geçen zamanda anne ve babası ve tüm öğretmenleri onu desteklemeye ve yapabileceğine inandıklarını söylemeye devam etmişler?”yaparsın?.başarırsın?sen asla başarısız olamazsın?öyle zeki ve akıllısın ki?üstelik çok da çalışıyorsun?sen asla başarısız olmazsın”?.bunları duyan öğrencimiz habire çalışıyor ?çalışıyor?çalışıyor muş?durmamacasına?..hayatı ıskaladığını, yaşamın getirdiği yaşanması gereken diğer güzellikleri fark etmemecesine?

Fakat bir terslik varmış??.sınıftaki arkadaşlarından bazıları ondan az çalışıp diğer etkinliklere de zaman ayırdıkları halde ondan daha başarılı sonuçlar elde etmeye başlamışlar?! Bu ona göre garip?.nasıl olur?.? Ben aptal mıyım? Nasıl böyle olur diye düşünmeye başlamış kahramanımız??sınavlara artık daha gergin girmeye başladığını fark etmiş.. sınavlardan bir süre önce uykuları düzensizleşmeye, bedeninde sebepsiz ağrılar meydana gelmeye, karın ağrısı ve mide bulantısı yüzünden sıkıntılar yaşamaya?ellerinde terleme ve titremeler, kalp çarpıntıları olmaya başlamış?üstelik artık sınavlara hem hazırlanırken hem de sınav sırasında ? “Ya başaramazsam ?ya yapamazsam?anneme,babama, öğretmenlerime ne derim? Nasıl açıklarım ?” diye düşünmeye başladığını fark etmiş?..

Sonra ne mi oldu?……..o bunu aştı?öğrencimizin yaşadıkları her yıl binlerce öğrencimizin yaşadığı , hala yaşamakta olduğu bir sorun aslında?.O bunu aştı, çünkü bu aşılamayacak bir sorun değildi?O bunu aştı?Çünkü öğrencimiz sınav kaygısı yaşıyordu, Bunda sadece kendisinin değil yakın çevresinin de bazı yanlış tavırları olduğu ortadaydı..Onların beraber diyaloğu ve çabasıyla ve biraz da profesyonel yardımla?o bunu aştı?.

Kimler , nerelerde, nasıl hatalar yaptılar da öğrencimiz bunca sıkıntı yaşadı? İsterseniz öncelikle sorunu tanımlamakla işe başlayalım;
Sınav kaygısı; sınav öncesinde öğrenilen bilgilerin sınav sırasında etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasına engel olan yoğun duygu durumu şeklinde kısaca tanımlanabilir. Hepimiz zaman zaman bir şeylerden korkabiliriz..Bu son derece normaldir de..Çünkü korku normal bir tepkidir.Korku, kendimizin , yakınlarımızın, sevdiklerimizin tehdit altında olduğunu hissettiğimizde yaşadığımız bir duygusal durum. Aslında doğanın , insanın kendisini tehlikelerden koruyabilmek adına gerekli tepkileri gösterebilmesi için ,yaşamını sürdürebilmesi için insana bir armağanıdır. İlkel dönemlerden bugüne insanın kalıcı olabilmesi belki de bu donanımından da kaynaklandı biraz?Kaygı nedir peki??Kaynağı belirsiz korkuya da biz kaygı diyoruz..Burdan sınav kaygısına doğru yol alırken belli tanımları kısaca vermenin yararlı olacağını düşündüm. Sınav kaygısında aslında kaynak belirgindir ama bu asla sınavın kendisi değil sınavın temsil ettikleridir..Bizler sınavdan değil, yeterince başarılı olamamaktan korkarız aslında sınav kaygısı yaşarken?Peki sınav kaygısı bizim başarısızlığımıza nasıl sebep oluyor?ve çözümü yok mu? Haydi bunları inceleyelim hepberaber?Hikayemizi az önce okuduk, peki kimler nerelerde hata yaptılar?

Kahramanımız doğduğunda böyle değildi. Bir çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesi; sosyal becerilere sahip bir birey olarak zaman zaman karşılaşabileceği sorunlara çözümler üretebilmesi; alternatifler olduğunda doğru bir seçim yapıp seçeneklerden kendisine en uygun olanına karar verebilmesi; eyleme geçebilmesi ve sonuçlarına katlanabilmesi; kendini ifade edebilmesi; çevresindeki insanlarla yakın, içten, eşit ilişkiler kurabilecek ve ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilecek gerekli becerilere sahip olabilmesi?tüm bunlar büyük ölçüde anne babasıyla yaşadığı ilişkiler, onların çocuğun davranışlarına verdiği geri bildirimler; gösterdikleri ilgi, sevgi, hoşgörü ve tutarlı yaklaşımlar, koydukları yerli yerinde sınırlar sayesinde gerçekleşir. Her ne kadar çocuk, doğduğunda genetik hazinesi ile doğsa da getirdiklerinin işlendiği ve yeni şeyler öğrendiği ilk ortam ailedir.

Kahramanımızın anne ve babası, onu motive etmek, özgüvenini kazanmasına yardımcı olmak adına yaptığı, söylediği daha doğrusu “verdiği” geri bildirimlerle farkında olmadan ondaki kaygıyı arttırdı. Onunla ilgili değerlendirmeleri hep başarı eksinine oturtmakla, onun başarılı olmasının her şeyden daha önemli olduğu mesajını verdi. Bunu hep iyi niyetle ve farkında olmadan yaptı?Sen akıllısın, zekisin, başarılı olursun derken, başarısını onun kişiliğinin bir değerlendirmesi olarak kabul etmesine neden oldular.

Başarısızlıklarını, bunun da yaşanabilecek ve hatta az da olsa yaşanması gereken bir durum olduğunu bilmeksizin belki de hoşgörü ile karşılamadılar. Okulda öğretmenin beklentileri altında ezilirken müdahale etme gereği de duymadılar belki?hatta bundan mutlu bile oldular zaman zaman. Çocukları dersten başka hiçbir şeye zaman ayırmaz ve sosyal etkinlik, spor vb. etkinliklere dönüp bakmazken, zaman ayırmazken ona ?.”dur, hayatta yaşaman gereken güzel şeyler var”?..demeliydiler de demediler belki?..

Belki de geçmişte olmak isteyip de olamadıkları, yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri çocuklarının gerçekleştireceği hayaliyle fazla zorladılar onu?
Bildiğim bir şey varsa?o da hata yaptılar?.

Öğretmenimiz nasıl bir hata yaptı peki? Birinci sınıftan itibaren özel bir grup oluşturup onları ayrıca çalıştırmakla sınıfındaki her iki gruba da haksızlık ettiğini fark etti mi sizce? Bir yandan gözdeleştirdiği öğrencilerini teneffüse çıkarmaksızın, soluksuz çalıştırırken ve tahminimce ağır ödev sorumluluğu ile boş zamanlarını bile dersle geçirmelerini özendirirken, tek yönlü yetişmelerinin onlar üzerinde ne kadar derin izler bıraktığını fark etmedi mi acaba? Oyunun bir çocuk için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu , bir sosyalleşme aracı olduğu kadar öğrenmelerin gerçekleştiği en ideal ortam olduğunu da mı bilmiyordu acaba? Aldığı pedagojik formasyon derslerini unutmuş muydu yoksa? Öğrencilerinin akademik başarılarına aşırı önem vererek onlardaki diğer yeteneklerin körelmesine neden olabileceğini biliyor muydu peki? Aralarından çıkabilecek küçük Picasso’lar, Mozart’lar, ünlü sporcular olacaktı da olmadı, olamadı belki de??kim bilebilir ki?

Peki ya gözdeleştirdiklerine bu kadar haksızlık yaparken ya diğerleri? Onlar kendilerinden ümit kesildiğinin mutlaka farkına vardılar ve olumlu beklentiler olmadığı için kendilerini yetersiz hissettiler. Başarısız bir kimlik geliştirdiler. Başarısız olduklarına ya da olacaklarına inandılar, inandırıldılar da çaba göstermekten vazgeçtiler belki de?.

Belki..belki?belki?..bilemem?.Ama bildiğim bir şey varsa, öğretmen; aileden sonra çocuğun kişilik gelişiminde en büyük etken olduğunu mutlaka bilmeli; bunu fark edebilmeli..Tüm öğrencilerine sahip olduğu ilgi, yetenek, daha doğrusu potansiyeli ölçüsünde gelişme fırsatları tanıyabilmeli?Uygun bir sınıf ortamı oluşturabilmeli.Öğreten kişi olduğu kadar öğrenen, rehber olabilmeli.Tüm bunları yaparken de öğrencilerine öncelikle insan oldukları için saygı duyabilmeli?değer verebilmeli. Onun yetişkinin küçük bir kopyası ya da modeli değil de, bir çocuk?kendisine özgü özellikleri olan bir çocuk olduğunu da asla unutmamalı.Gelişim özelliklerini bilerek beklentilerini buna göre biçimlendirebilmeli. Onun fiziksel, psikolojik ve sosyal açılardan bir bütün olarak gelişmesinin önemini kavrayabilmeli ve sadece akademik başarının tek başına ASLA! Yeterli olmadığını da unutmamalı.Velileri de bu yönde bilgilendirmeli ve onlara da rehber olabilmeli?.

Peki kahramanımız?O nerede hata yaptı..? Ne yapmalıydı?
Bir kere başarı eksenli bir ortamda, hele anne, baba, öğretmen, yakın çevresi onun ..en başarılı öğrenci?olması gerektiği yönündeki yansıtmaları bu kadar yoğunken aslında bunları farkında olmadan içselleştirdi ve kişiliğine sindirdi..Dolayısıyla çok da seçme şansı olmadı bana göre onun.
Yetiştiği ortam, ona, başarısız olursa değersiz olacağını empoze etmişti.O da başarılı olarak değerli olmayı seçti.

Peki o masum muydu?Bence Hayır! Aslında ders çalışmanın ya da başırılı olmanın çok çalışmaktan öte sistemli, programlı çalışmak olduğu ona öğretilmişti.O bunun yerine bazen uzun saatler ders çalışmayı, bazen da çalışıyor görünürken başka şeylerle meşgul olmayı seçti.Çalışma masasına her oturduğunda konsantrasyon sorunları yaşadığı, çalışamadığı dönemlerde bile, masasında geçirdiği uzun saatleri de ders çalışmak olarak kabul ettiği için zannettiğinden daha az çalışıyordu da yine de bunu kabullenemedi.Tekrarlar yapmadığı için unuttuğu bilgileri oturup yeniden öğrenmeye çalıştığından da aslında zamanını etkin ve verimli kullanamıyordu da üstelik..
Onun en büyük yanlışı, verimli çalışma yöntemlerini bir kısmını uygulasa da tam olarak kullanamamasıydı.Kendisini rahatlatacak etkinliklere de aslında bu yüzden zaman ayıramıyordu ya..

Başarısı düşmeye başladığında daha çok kaygısı arttı.Ve artık sınavlara ..ya yapamazsam, ya başaramazsam..diye girmeye başladı.Olumsuz düşünceler, beklentiler ve inançlar kafasını o kadar meşgul ediyordu ki sınav sırasında dikkati bölünüyor, sınavda normalde yapmayacağı yanlışlar yapıyor, büyük kayıpları oluyordu artık.
Üstelik artık sınavdan önceki günler uyumakta zorlanıyordu. Bazı arkadaşlarında da farklı belirtiler olduğunu duymuştu.Bazıları mide bulantısı yüzünden sınava girerken zor anlar yaşadıklarını söylüyordu. Ellerinde terleme ve titreme de oluyordu, kalbi deli gibi atıyordu. Bu belirtiler çoğaltılabilir. Kaygının fizyolojik boyutunu oluşturan bu belirtilerin herkeste farklı yaşanabileceğini de hemen burada ekleyelim isterseniz.
Kahramanımız bunu aştı demiştik?Ne mutlu ki bunu aştı ve ona göre o büyük gün, bize göre hayatta gireceği sınavlardan biri olan (evet önemli ama kahramanımızdan daha önemli olmadığı da bir gerçektir) o gün, kaygısını kontrol altına almayı öğrenmiş olarak girdi sınava?sonuç iyiydi..bunu neye borçlu sizce?

Kaygı tamamen kötü müdür?

Hayır, kaygı özünde tamamen kötü değildir. Kaygı bizi harekete geçiren bir etkendir.Çok fazla olması kadar hiç olmaması ya da az olması da bir sorundur. Burada önemli nokta, kaygının kişinin yönetebileceği düzeyde olmasıdır. Bunun düzeyinin kişiden kişiye değişiklik gösterebileceğini de hemen ekleyelim.

Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmak İçin Neler Yapılmalı?

Kısaca açıklamak gerekirse, ilk olarak bu konuda bir uzman yardımı almaktan asla çekinilmemeli diyerek başlamak daha uygun olacaktır.

· Çalışma Yöntemleri gözden geçirilmeli.Kaygının yeterince hazırlanılmama, kendini hazır hissetmeme nedeniyle artacağı unutulmamalı.Sınava ilişkin belirsizlikler de yok edilmeli.Girilecek sınavın özellikleri, sınav zamanı,yeri, götürülecek malzemeler gibi okul içindeki sınavlar için öğretmenin sınav tekniği, girilecek sınavın örnek soru çözümlerinden elde edilen bilgiler ve örnek sınavlar çözülmesi?.vb..Yani özet olarak sınava hem psikolojik olarak, hem bilgi olarak hem de araç, gereç,yöntem, teknik, strateji olarak da hazır girilmeli. Zamanında orda olarak , geç kalmanın yaratabileceği olumsuz etkiye meydan verilmemeli.Bu öneriler daha geniş ve ayrıntılı şekilde işlenebilir.

· Sağlığa özel önem verilmeli.Yeterince uyumalı, bir fedakarlık yapılacaksa özellikle büyüme çağında asla uykudan fedakarlık edilmemeli.UYKU EN İYİ PEKİŞTİREÇTİR..sözü size neyi hatırlatıyor..? Yatmadan hemen önce yapılan kısa gün tekrarlarının öğrenmenin kalıcılığı açısından ne kadar yararlı olduğunu mutlaka duymuş olmalısınız. Duymadıysanız, şimdi duydunuz.. Dengeli beslenilmeli. Özellikle de büyüme çağında bu son derece önemli.Aşırı yağlı cipsler, kola , hamburger, yani ayak üstü yenen fast-food türü beslenmenin zararlı olduğunu hatırlatmak doğru olacak..vazgeçmek ne kadar zor da olsa! BOL SU İÇİN! Desem peki? Vücutta kaygı arttığında salgılanan zararlı toksinleri temizlemenin en güzel yolu bol su içmek ve bunun idrar kanalıyla temizlenmesini sağlamaktır. Fakat sınavdan hemen önce değil! Spor yapılmalı. Hem sağlık, hem seratonin salgısını artırarak gevşeme sağlamak açısından bu da çok önemlidir. Ayrıca spor, çocuk ve gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutan koruyucu bir zırh gibidir.

· DERİN NEFES ALIN! Bu soluk denetimi ya da diyafram nefesi denen bir yöntemdir ve gevşeme egzersizlerinin de ilk adımıdır. Nefesinizi burnunuz dan alarak aldığınızın iki katı sürede vermek şeklinde de açıklayabiliriz.Ayrıntıya girmeyeceğim ancak bununla ilgili gerekli bilgiyi hem Baltaş’ın kitaplarından hem de yakınızdaki bir uzmandan edinebilirsiniz.

· Bir diğer yöntem Zihinse Düzenlemedir. Kapatın gözlerinizi ve kendinizi güvende, rahat, mutlu hissettiğiniz bir yeri düşünün?Bu herkese göre değişir. Kimine göre evi,odası,yatağı,kimine göre bir deniz kenarı, uçsuz bucaksız bir bozkır,bir söğüt altı,annesinin kucağı…Bir iki dakikalığına gidin oraya..Gözlerinizi kapatın ve kendinizi orada hayal edin.Renkleri,kokuları,esen ılık rüzgarı, saçlarınızın uçuştuğunu görün ya da annenizin pişirdiği pasta kokusunu duyun…koklayın…orası sizin güvenli yeriniz..sadece size ait…Kendinizi ne zaman gergin hissederseniz çok değil bir -iki dakika gidin oraya…huzur depolayın ve dönün…rahatlamış olarak..

· Bir diğer yöntem de Gevşeme Egzersizidir ve pek çok türü vardır. Bunu da burada ayrıntılı anlatmayacağım.Şekillerle göstermek çok daha yararlı olacaktır çünkü.Özellikle Acar Baltaş’ın kitaplarında rahatlıkla bulabileceğiniz ve uygulayabileceğiniz kısa-uzun pek çok gevşeme egzersizi türü var. Nebraska Üniversitesi on dakikalık egzersiz programı da önerilebilir.Temel mantık, tıpkı soluk denetiminde de geçerli olduğu gibi, zihnimiz ve bedenimizin bir bütün olarak çalışmasıdır. Karşılıklı etkileşim içinde oldukları için birinin gevşemesi diğerini de etkileyecektir. Zihnimiz rahatladığında vücudumuz nasıl gevşek ve rahatsa tam tersi de geçerlidir. Vücudumuz gevşediğinde zihnimiz de bundan olumlu yönde etkilenecektir.

· En önemlisini en sona sakladım.OLUMLU DÜŞÜNÜN…Yapamam, başaramam..düşüncelerinin size hiç bir yararı yok.İnanın buna.Kendinize de…
Unutmayın ki, gireceğiniz sınavlar ,aşacağınız engeller yaşamınız boyunca hep olacak.Sınavlar ,aslında çalışma eyleminden ayrı tutulamaz.Sınav, ne kadar çalıştığınızın ve öğrendiğinizin belirlenmesi için bir ölçümdür.Ölçemezsek geliştiremeyiz. Dolayısıyla yaşamın da bir parçası. Sınav,bilginizin ölçülmesidir,kişiliğinizin değerinin bir göstergesi ASLA değildir.Tüm bilginizi de değil, sorulduğu kadarıyla bilginizin değerlendirilmesidir üstelik.
Unutmayın, sizin başarılı olmanız elbette ki önemli.Fakat, başarılı olmanız dışında eminim ki sizin daha farklı ve güzel özellikleriniz, yetenekleriniz bulunmakta.Bir yazar “Her başarısızlık, başarının geçici olarak ertelenmiş halidir” der.Dolayısıyla, bunun sizi yıkmasına izin vermeyin. Hedefleriniz olsun..Bu hedeflere uygun şekilde çalışmadan erişilmeyeceğini de bilin…Ama , küçük başarısızlıkların sizi yıkmasına da asla izin vermeyin.
OLUMLU DÜŞÜNÜN…NE DÜŞÜNÜRSENİZ ONU GERÇEKLEŞTRİRSİNİZ ÇÜNKÜ…

Görüş ve önerilerinizi paylaşabilirsiniz.

Zeynep UĞURLU
Eğitim Uzmanı ve Rehberlik Öğretmeni

Küçük Bir Sınav masalı” için 3 yorum

  1. Yararlı olduysa ne mutlu bize.. Oldukça fazla okunmuş ki bu eski sitede de çokça okunmuş bir yazımdı.. Paylaşmak güzel gerçekten.. :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir