Koronavirüs salgınının yarattığı kaygı ile başa çıkma yolları

Dünya geneline yayılan Koronavirüs salgınından (COVID-19) hepimiz etkilenmeye devam ediyoruz. Salgının yayılmaması ve hasta olanların tedavisi için ülkemizde ve diğer ülkelerde gerekli önlemler alınmaktadır. Salgına ilişkin belirsizlikler, hastalık hakkındaki korku ve kaygı bunaltıcı olabilir ve yetişkinlerde ve çocuklarda yoğun duygulara sebep olabilir.COVID-19’un küresel bir salgın haline gelmesi sebebiyle bireylerin endişeli olmaları çok normal bir durum. Burada önemli olan dengeyi kurabilmektir.

Bireysel anlamda atılacak her adımın, en yakınımızdaki sevdiklerimizi hatta hiç tanımadığımız bir dünya vatandaşını nasıl etkileyebileceğini yeniden deneyimliyoruz. Belki de bu küresel salgın, “Birlikte yaşama, bireysel sorumluluklar alma, işbirliği yapma, yaşamın anlamı, problemler, çözümler, önceliklerimiz” gibi pek çok kavrama bakış açımızı sorgulamamız ve yenilenmemiz için fırsat olabilir.

Salgına ilişkin belirsizlikler sürmekte ve güvenle sürdürdüğümüz rutinlerimiz değişmektedir. Günlük yaşamdaki bu kontrol edilemez değişimler stres ve kaygıyı arttırmaktadır. “Salgın hastalık sevdiklerimizi nasıl etkiler? Onları hastalıktan nasıl koruyabiliriz? Çocuklarımız bundan nasıl etkilenir? Bize ne olacak?” gibi sorular aklımızın bir köşesinde asılı duruyor. Peki bu durumla nasıl başa çıkabiliriz?

Bu yazıda stres ve kaygıyı nasıl yönetebileceğimize ilişkin hatırlatma ve önerileri sizlerle paylaşmak istedim:

  • Stres ve kaygıyı hepimiz farklı düzeylerde yaşarız. Yaşamı tehdit eden her olayın belli bir düzeye kadar stres yaratması kabul edilebilir. Belirsizlik ortamları herkesi aynı düzeyde etkilemez. Bu sebeple önce kendi stres düzeyinizi fark etmeye çalışınız. Kendi duygu ve düşüncelerinizin farkına varırsanız süreci daha sağlıklı yönetebilirsiniz. Bilmemiz gereken ilk şey stres ve kaygı virüs gibi bulaşıcıdır.
  • COVID-19’la ilgili medya yayınlarına gereğinden fazla maruz kalmaktan kaçının. Tekrarlayan biçimde krizi duymak ve görüntüleri görmek üzücü olabilir. Sürekli haberleri takip etmekten ve sosyal ilişkilerimizde hastalıktan bahsetmekten kaçının. Gündemden kopmayacak kadar uyarıları değerlendirin ve gelişmelerden haberdar olun.
  • Bilgi kirliliği bireylerdeki kaygı, stres seviyesini yükseltmekte ve olumsuz yorumlar yapılmasına sebebiyet vermektedir. Yalan haberlere itibar etmeyin. Sağlık Bakanlığı’nın ve Dünya Sağlık Örgütü’nün sayfasında gerekli tüm bilgiler ve bilimsel açıklamalar mevcut. Herkesin bu bilgileri takip etmesini öneririm. Hatalı, yanlış veya eksik bilgilerin doğru ve tam bilgiyle düzeltilmesi kişilerde gözlemlenen kaygı seviyesini azaltacak ve panik havasını giderecektir. Zira şu günlerde pek çok kişi kaygılı ve stresli olduğundan onları her olumsuz haber daha fazla germektedir. Hepimiz benzer şeyleri yaşayıp tecrübe ediyoruz. Bu zorlu süreçler aşıldığında toplumsal ve bireysel olarak daha güçlü bir şekilde hayatlarımıza devam edeceğiz.
  • Kişisel hijyene önem vermek ve kaygının etkisiyle aşırıya kaçmadan bunu sağlayıcı çalışmalar yapmak, bir yandan virüse karşı gücümüzü artırırken, bir yandan da psikolojik olarak bizi rahatlatacaktır.
  • Güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için bedeninize iyi bakın. Sağlıklı, dengeli yemekler yemeye çalışın,sigara, alkol ve uyuşturuculardan kaçının. Kaygı, stres kişinin bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkilemekte ve zayıflatmakta, bu da hastalıklara hedef haline getirebilmektedir. Bu sebeple düzenli ve dengeli beslenme hayati önem taşımaktadır.
  • Düzenli bir uyku programı oluşturun.Nitelikli bir uyku, stresle ve hastalıkla mücadele etmede en önemli kaynaklardan birisidir. Uykunun iyileştirici gücünden yararlanın.
  • Spor ve egzersizler de vücut direncinizi arttırmanıza ve var olan vücut gerginliğinizi rahatlatmaya yardımcı olur. Üstelik bunu gerçekleştirmek için dışarıya çıkmaya da gerek yoktur. Evinizde kolayca yapabileceğiniz ısınma ve metabolizma hızlandırıcı egzersizleri gerçekleştirebilir ve egzersiz programlarını telefonlarınıza indirebilirsiniz.
  • Çeşitli gevşeme yolları ile stresle baş etmeniz mümkündür. Örneğin stres anında nefes egzersizleri veya zihinsel canlandırma (imaginasyon) yöntemini içeren gevşeme teknikleri yaparak kendinizi sakinleştirebilirsiniz.
  • Çocuğunuzla COVID-19 salgını hakkında konuşmak için zaman ayırın. Çocuğunuzun anlayabileceği şekilde salgın hakkındaki soruları yanıtlayın ve gerçekleri paylaşın. Çocuğunuza güvende olduğu konusunda güvence verin. Üzgün ve sıkıntılı ​​hissettikleri zaman, bunda yanlışlık olmadığını belirtin. Kendi stresle başa çıkma tekniklerinizi onlarla paylaşın. Çocuğunuzu salgınla ilgili olumsuz haberlere maruz bırakmayın. Çünkü çocuklar duyduklarını yanlış yorumlayabilir ve anlamadıkları şeylerden dolayı korkabilirler. Unutmayın ebeveynler ve bakım verenler çocuklarına en iyi desteği bu durumla kendileri sakin ve güvenli bir şekilde başa çıktıklarında sağlayabilirler.
  • Evde kaldığınız bu süreçte kendinizi izole ve yalnız hissetmenizi engellemek için yakın arkadaşlar, aile bireyleri ile iletişim, sosyal etkileşim ihmal edilmemeli. Arkadaşlarınız ve yanınızda bulunmayan aile bireylerinizle bağlarınızı telefonla ve online olarak sürdürün ve sosyal destek sisteminize güvenin.
  • Evde geçirilen sürenin kaliteli geçirilmesi ve bunun bir tatil vakti olduğunu düşünmekten ziyade sağlıklı değerlendirilmesi gereken bir zaman dilimi olduğu düşünülmelidir. Uzun süredir ihmal ettiğiniz bazı işleri yapma konusunda bir fırsat olarak görülebilir. Bu bağlamda, kitap okumak, film izlemek, müzik dinlemek, enstrüman çalmak, resim çizmek, yarım kalan işleri bitirmek, rutin işlerinizi gerçekleştirmek, ilginizi çeken yayınları takip etmek, gündemden biraz uzaklaşıp keyif verici uğraşlar ile meşgul olmak yararlı olacaktır. Online kurslar ile kültür, sanat ve spor faaliyetlerinden (konserler, tiyatrolar, egzersizler vb.) de faydalanabilirsiniz. Her şeyi bırakıp, beklemeye geçmek ruhsal açıdan daha da gerginleşmenize sebep olabilir. 
  • İyileşen insanları düşünün. Kimi bireyler bu süreçte Covid-19’a yakalanma, ölüm korkusu, sevdiklerinden ayrı kalma, hastanede yer bulamama ya da yoğun bakımda yatma korkusunu sıklıkla hissedebiliyor. Zihnimiz genellikle kötü senaryolara odaklanma eğilimindedir. Hastalığa yakalanılsa bile çok sayıda iyileşenin bulunduğunu ve ölüm oranın çok düşük olduğunu hatırlamak gerekir.
  • Kendimize yaptığımız olumsuz konuşmalar veya düşünceler sürekli devam ettikçe olumlu hale dönüşmesi zorlaşır. Olumsuz düşüncelerimizin farkına varmak ve olumlu düşünmeye çalışmak hem stresi azaltmaya yardımcıdır hem de sağlıklı kararlar almamızı sağlar. Hayatınızdaki kaçınılmaz değişikliklere pozitif yaklaşmaya çalışırsanız kontrol sizde olur.
  • Her felaketin iki ilacı vardır: Zaman ve izolasyon. İnsanlardan uzak kalın ve zamana güvenin.

Unutmayalım ki, bu süreç bitecek ve bittiği zaman tüm bu yaşadıklarımız artı ve eksileriyle birer tecrübe olarak hayatımızda yerini alacak. Yaşama bağlı olmalı ve sorunları değişme ve yenilenme fırsatı olarak görmeliyiz. İyi tecrübeler biriktirmek, bu zorluktan güçlenerek çıkmak için bizlerin payına düşen, paniğe kapılmadan uyarıları önemsemek ve gerekli tedbirleri almak, bedenimizi ve ruhumuzu besleyerek yaşamımıza devam etmek ve bu sürecin nihayete ermesini sabırla beklemektir.Tüm bu koruyucu ve baş edici yöntemlere rağmen hala kaygınızı yönetemiyor, yaşamınız, yakın ilişkileriniz, arkadaşlıklarınız olumsuz etkileniyorsa hızlı bir şekilde ruh sağlığı alanında profesyonel kişilerden destek almak önemlidir.

Havva BAYAR

Uzman Psikolojik Danışman www.psikodanisman.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir