Köpekler anlamadıkları şeye havlarlar

Baudelaire?in Paris sıkıntısı adlı eserini her şiir sever bilir. Fakat bu yazı ne şiirden ne Paris?ten ne Baudelaire den söz etmeyecek. Bu başlığı anımsatan tek şey sıkıntı olacaktır. Kasaba sıkıntısı?
Kent yaşamının pastörize yaşam biçiminden bunalıp, kaybettikleri doğallığı fellik fellik arayan aydın ya da eğitimli kişiler şirin bir sahil kasabasında yaşamanın hayallerini kurarlar. Fakat bu eylemlerine geçmeden evvel Weber?in ve Durkheim?ın sosyoloji teorilerine göz gezdirmelerini salık vermeliyiz. Cemaat ve Cemiyet ayırımı ile yaşama biçimini sınıflayan sosyologlar kasaba ve kent yaşamının getirilerini de objektif biçimde sıralarlar?

Fakat kasaba kültüründe ki birincil ilişkilerin birey olma sürecinde insan zihnini nasılda gölgelediğinden ve samimiyet ya da yardımlaşma adına yaşanılan ikiyüzlü mücadelelerin sakıncalarından söz etmezler. Etliye sütlüye dokunmadan, yukarıdan aşağıdan geçmeden, sağa sola çarpmadan nasıl anlatılır bir sıkıntı hep birlikte deneyeceğiz. Sıkıntısı olanlar eşlik edecekler denemeye ve olmayanlar içinse zaten no problem!
Ne yapalım bizde o zaman yukarı aşağı gezeceğiz, sağa da sola da çarpmayı göze alacağız. Ete kokuyor, suya da akmıyor diyeceğiz.
Hemen tüm psikoloji literatürü anlatır ki; kişinin bilinçdışı diye bir gerçeklik alanı vardır (eskiler buna şuuraltı derler)bu bilinç dışı öyle ne menem bişiydir ki sizin kendinizle ilgili kabul edemediğiniz her türlü duygu ve düşünceyi alır, saklar ve sizin eylemlerinizde size hissettirmeden yön verir. Kimi zaman rüyalarımızda ve hayallerimizde kimi zamanda gün içinde anlam veremediğimiz öfkelenmelerimizde çoraptan kaçan bir başparmak gibi meydana çıkıverir.
İnsan kendi doğasına ne kadar az yabancılaşırsa bilinçdışı çelişkilerle baş etmesi o kadar mümkün oluyor. Fakat modern akıl bugün öyle büyük bir açmazda ki kendi hayvani çıkarlarını rasyonalize ederek(aklileştirmek-akla bürümek)kendi çelişkilerinden kaçıyor. Kendiyle baş edemeyen insan başkalarıyla uğraşarak hayatında ki anlamsızlığı ört bas etmeye çabalıyor. Bunun adına sevgi diyenler bile var? Trajikomik tabii? Ama zaten hayat trajik komiktir. Freud, bilinçdışının sakladığı en derin duyguların; kıskançlık ve düşmanlık duyguları ile komplekslerimiz olduğunu 19, yy da söylemişti. Hoş Freud un üzerinden çok sular aktı ve bugün psikoloji bilimi varoluşçu ve eklektik yaklaşımlarla yeni vizyonlara kulaç atıyor. Lakin bu Freud? u haksız çıkarmaz.
Yapaylığın hüküm sürdüğü kent yaşamında ikincil(soğuk)ilişkiler insanı hayattan bezdirirken,
Doğallığın(?) hüküm sürdüğü kasaba yaşantısın da ise birincil(sıcak)ilişkiler bireyin birey olmasını engeller. Tabi burada sıcak yerine aslında ??vıcık?? demeyi tercih ederim çünkü kast ettiğim ve gelişmemiş zihniyetlerde yaşanan şey sıcaklık değil, ??vıcık vıcıklık??tır.
Fütursuzca başkalarının hayatlarına burnunu değdirmekte sakınca görmeyen kişiler bu samimiyet kisvesine bürünmüş cıvık ilişkilerin ağını örüyorlar. Bir de düşmanlık ve kıskançlık duygularına en çok kapılanlar da kendilerini eğitimli, aydın ya da entelektüel, hümanist, şair, öğretmen, devrimci, demokrat olarak tanımlayan ve tanıtanlar ise halimiz nice olacak?

??Her ruh kendi iblisini taşır haset ve kıskançlığın doyumsuz kuyularında /Mücadele kaçınılmaz iken meydanlarda/Korku nam salar ücralarda??
Evet, birde korkuyoruz sahiden. Zaten en büyük zırvalıkları da korktuğumuz için yapıyoruz. Kendimizi ne kadar az tanırsak o kadar çok korkuyoruz. Çünkü bir gün birilerinin o saklı gizli benliklerimizi görmesinden kaçınıyoruz. Goethe boşuna söylememiş ??insan kendini insanda tanır??aslında,
Ta batıya gitmeye de gerek yok, Rumi de dememiş miydi?
??insan insanın aynasıdır??diye?
Eğer bir kasabada yaşıyorsanız, kıskançlık ve düşmanlık duygularını gizlemeye çalışan sahte tebessümlerle daha çok karşılaşırsınız. Kenttekiler sizi tanımadığı için böyle bir sahtekârlığın tarafı olmazsınız.
Şirin bir sahil kasabasına taşınmayı düşünen şahsiyetli ve üretken insanlar bir kez daha düşünmeliler. Bu sahtekâr tebessümlerle yaşayabilecekler mi?
Kasaba sıkıntısının ardında ki vıcık vıcık samimiyetsizliği gördükçe heveslisi oldukları bol oksijen kalplerinde ki kırgınlığı aşıp damarlarına işleyebilecek mi?
Ve her şeye rağmen her ne iseler o olmaya devam edecek yürekliliği gösterebilecekler mi?
İyice düşünmeleri lazım?
Bazılarımız kasaba sıkıntısı ile baş edebiliyor. O dostlar bunu nasıl yapıyor kendileri anlatsın ya da yazsınlar ancak ben kendi payıma bir Herakleitos meraklısı olarak onun şu aforizmasını zihnimden çıkarmayarak bu sıkıntıyla baş edebiliyorum;
??köpekler anlamadıkları şeye havlarlar??

Pınar Nurhan
Eğitimci Yazar

Köpekler anlamadıkları şeye havlarlar” için 4 yorum

  1. Yazdıklarınızı tüm içtenliğimle onaylıyorum.Hatta okadar çok bunalıyorki insan küçük yerlerdeki iki yüzlü ilişkilerden büyük şehirlerin gri
    binaları bile çok daha sempatik geliyor

  2. Pınar Hanım,önemli bir noktaya temas etmişsiniz, kaldıki benim hayallerim de de vardır bu sahil kasabası…oralara yalnız gitmemek de fayda var sanırım…

  3. sert bir uslupla yazıldığını düşünsem de zaman zaman malesef gerçek olması dilin sivriliğini de maruz kılıyor sanırım.
    ben teşekkür ederim

  4. Hmm sanırım benim yaşadığım durum da aynı bu. Çok sevecen sandığım insanların yalancı yüzleri…
    Kalemine sağlık..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir