Gençliğin ve olgunlugun ironik-dramatik dansı

Oysa okulumuza ?daha dün annemizin? şarkıları ile başlamıştık. Bir sınıf içinde bizler gibi saçı başı darmadağınık, sol göğsünün üstünde biraz kirli bir mendili olan, hemen hemen birçok arkadaşın ayağında kara lastik ve etrafta dolaşan 40 tane muzur bakış?

Yıllar su gibi akıp gitti. Herakleitos?un dediği gibi değişmeyen bir şey varsa o da değişmenin kendisiydi? Zaman hızla ayaklarımızın altından kayarken bizlerde fizyolojik ve psikolojik olarak değişmeye başladık. Bu değişmeler bazen hızlıyken bazen yavaştı. Ama bu değişim, yıpranma hiç durmadı.

Bir gün, aynaya bakarken bir saç telinin beyazladığını gördük, başka bir gün üç, beş, yedi olduğunu fark ettik?

Gözaltlarındaki çizgileri görmeye başladığımızda ise çoktan, kremler kullanmaya başlamıştık. Ama bu çözümlerin kalıcı olmadığını çok iyi biliyorduk bilmesine de gene de önlemlerimizi almaktan geri kalmıyorduk.

Bazı zamanlar gülüyorduk bu halimize? Üzülüyor ve endişeleniyorduk.

Oysa dünyanın yalan ve zaman kavramının sahte olduğu ile ilgili birçok şarkıyı dinlemiştik. Kutsal kitaplardan bu dünyanın geçici bir ikametgâh olduğunu, zamanın insafsızca tükendiğini bildiğimiz gibi?

Bizi kurtaran bazı kavramlar ortaya atıyorduk ve ona sımsıkı sarılıyorduk. Neydi bu kavramlar? ?İnsan her yaşta güzeldir ya da her yaşın kendine göre bir güzelliği vardır? diyorduk? Ama sanırım buna yürekten inanmıyorduk? 21,22,23 demesi biraz kolaydı ama 30 demesi elimizi kolumuzu bağlıyordu.Yani 29? dan sonra otuz demek mesela bir hayli zor gelmişti bana?

Bu yaşlar: Olgunluğa mecburi bir merhaba demekti. Beigbeder´in deyimiyle “insanin genç olmak için çok yaşlı, yaşlı olmak için çok genç olduğu ara bir yaştı?”Her şey olur, her şey büyür, her şey geçer hayat kalır” şarkısının gerçekten söylendiği bir yaştı?

Daha dün herkes bize ?koçum, delikanlı veya güzel kız, prenses? gel buraya, git şuraya derken birde baktık ki bazıları ?ağabey, birader, arkadaşım, beyefendi, hanım efendi, abla? gibi olgunluk belirtileri olan cümlelerle hitap etmeye başladı?

Yaa Çok değil daha? Bazı yaptığımız şımarıklar, cahil cesaretleri, dünyayı tek başına kurtarışımız, herkesten daha güzel ve yakışıklı oluşumuz, aşkları, sevgileri en derin yaşayışımız, sevgilinin kömür karası gözlerine şiirler yazışımız hoş karşılanırken, bugün yaptığımız her eylemde ve bundan sonra yapacaklarımızda toplumun gözü ve baskısının üstümüzde olduğunu hissettik.

Artık kimseler, hoş görünen davranışlarımıza sempatiyle ve gülerek bakmıyordu. Yapılan hatalarımıza ağır eleştiriler geliyordu.

Yaşam denen gizemli yolculuğumuzda insanın bazı olaylara, olgulara gücü ve bilgisi yetmiyor.(Ölüm, zamanın durdurulamaması, yaşlanmak, hastalanmak gibi)

Sonlu ve sınırlı bir varlık olan insan, sonsuz ve sınırsız bir tanrının bize verdiği, tanıdığı referansların dışına çıkamıyoruz.

 

Sonunda şunu görüyor ve anlıyoruz ki zaman, dünyanın var olduğundan beri sürekli bir akış içinde. Zamana karşı savunmasız bir bebek gibiyiz. İçimizde bu olgunlaşmış ve yaralanmış çocuk yolun yarısına geldiğini artık öğrenmiş durumda. Yaşamda geçen yılların niceliğinden ziyade nitelikli bir yaşam önemli?

Geriye baktığınızda evet her şeyi yapabildim, hayattan zevkte aldım. Bazen ağladım bazen güldüm, sızlandım, acı çektim, acı çektirdim, sevdim sevildim, birçok nimetleri artısıyla eksisiyle yaşamaya çalıştım, Şimdi pişman olacağım bir şey yok. Her şey çok güzeldi. İyi bir ömür geçirdim vs diyebiliyorsak işte biz gerçek mutluluğa veya nirvanaya ulaşmışız demektir?

NEVZAT ÖZER

Eğitimci-Yazar

nevzatozer66@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir