Entelektüel Yanılgı

Faşizmlerini entelektüalize edip, sözleriyle gerçeğin başını döndüren, birbirleriyle kalem yarışına giren bazı aydınlar, anal-sadistik dönemde takılıp kalmış olmalarının bedelini kendi halkına da ödetmekle kalmıyor, akademisyen kavgaları, köşeden köşeye atışmalar ve unvan yarışlarıyla, evrim geçirme umudumuzu, köreltiyorlar. İlkçağda taş ve sopayla benini var etmeye çalışan mağara adamından tek farkları, sopa yerine kalem, taş yerine mürekkep kullanmaları.Keşke tartışmalarının kaçınılmaz, zaruri, ülke ve insanlık için geliştirici olduğuna inanabilseydik. Günümüz okuru da zaten, anlam dayanakları çalınmış, yalnızlaştırılmış, umutsuzluk zerk edilmiş damarlarıyla, eylemsizleştirilmiş bir vaziyette elinde kumanda TV karşısında uyukladığından, başına ne geldiğinin ve neler gelebileceğinin ayırdın da değil.

İktidarın gözüne batmamaya çalışmak, politikaya bulaşmamak, bulaşırsa da lafı dolandırmak, samimiyetsizliği fark edilmesin diye, gülümserken ciddiyetini korumaya çalışmak, kendi gerçeğini göremeyecek kadar maniple edilmiş olmak ve daha da kötüsü; gerçeği gizlemek,

Zihinleri ve yürekleri bulandırırken, tarihsel bir suça da dönüşüyor aslında.

Bildiğini ötekine anlatma sorumluluğunun farkında olmayan bir yazarın, acılarını, yalnızlığını, kederini, ya da öngörüsünü, yazmasının nedenini, ruhunu sağaltmak olarak betimlemesi, eseri değil belki ama okuru inkâr etmesi anlamına gelmiyor mu?

Oysa paylaşmak isteriz. Çünkü paylaşmak, kendini var ederken, ötekinin kendisini var etmesine de olanak sağlar. Çünkü insana olan sevgim ve inancım beni buna içsel bir emirle yöneltir. ( parrhesia; iktidara karşı/rağmen bildiğini söyleme erdemi?)

Dönüşmeye evet diyecek kadar cesur ve kendine karşı samimi olmak, sevgisiz bir toplumda sadece kurum olarak var olan aileler ile kazanılamıyor. Sevgisizlik ve korkuyla koşullanan bu çocuklar, isyan edecek gücü bulamadıkları için akademik kurumlar ve unvanlar, sağlıksız ama güvenli yuvalarının uzantısı aslında.

Tarihin affetmeyeceği yanılgı aydının yanılgısıdır. Burada elbette epistemolojik değil, etik bir yanılgıyı kast etmekteyim. Hepimizin korkudan kedicik gibi titrediği, bir an sonra nereye gideceğini kestiremediğimiz kuarklar gibi salındığı bu post modern ahlaksızlıkta, kimsenin oyalanmaya ve oyalamaya hakkı olmamalı.

Niyetleri yalnızca entelektüel mastürbasyon ise, bunları paylaşmaları teşhirciliktir Sevişmeyi mastürbasyona çeviren insan, yazmayı da teşhirciliğe dönüştürmekte sakınca görmez.

Kitap fuarlarından, entel barlardan, meyhane masalarından, fakülte koridorlarından, sergi açılışlarından çıkıp, sokağa karışma ve kendi insanından korkmama vakti ne zaman gelecek?

Boynunda flar, gözünde gözlük, elinde pipo, çökmüş bir çift omuz, sigara ve alkolden morarmış gözlerle, samimiyetsizliğini bedeniyle de gizleyemeyen entelektüelin yanılgısı, bilgiyi kibre dönüştürmesidir. Çünkü kibir faşizmin beslenme çantasındaki çürümüş cesettir. Ve parrhesiastes olamamış her insanın ödeyeceği bedel, korkudur.

Kibir, korkunun fiyonklu yastığıdır.

Pınar NURHAN

Eğitimci-Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir