Dokunmayın Tenime?

Karanlık sokaklarda, berduş kimliklerde ya da köprü altı çöplerinde aramayın iblisi! O her yerde!! Savaş meydanlarında esir aldığı kadınlara kocalarının önünde tecavüz eden askerlerin, mahalledeki çocukları şeker ve gazoz ile kandırmaya çalışan bakkalın, öz kızına tecavüzde bulunan babanın, öğrencisini taciz eden öğretmenin siluetine gizlenmiş sinsi oyunlarını oynamakta.

Konuşulması tabulaştırılmış derin yaramızdır istismar? Varlığı yadsınmış, görmezden gelinmiş bu suretle de sürekliliği sağlanmış, için için kanayan, irinlerini temizlemek için masum umutların örselendiği yaralar?
Kim bilir kaç minik kalp zedelenmekte şu sıralar? Kaç minik ten, nefsin kör ateşinde yanmakta yakılmakta?
Bu topraklarda ben hiç tacize uğramadım diyebilecek kaç kadın vardır acaba? Nasıl da becerikliyiz kocaman balçıkları sinsi tebessümlerimizle sıvamak konusunda.
Geniş sözler, yuvarlak örnekler verilmeli bu yazıda? Ne büyük inkâr Tanrım. Bildiğini ve hissettiğini kanıtlayamıyor olmanın eli kolu bağlı feryadı?
Kendi ilkokul öğretmeninden nefret ettiğini söyledi X. Neden diye sorduğumda; çünkü beni hep öpmek isterdi, salyalı dudaklarını yanaklarımda gezdirmesinden nefret ederdim. Belki sadece sevgisini göstermekti niyeti dedim safça, bilmiyorum dedi olabilir. Dudaklarımdan da öperdi ve göğüslerimi sıkardı birde? Öyle zor kurdu ki bu cümleleri ne dediğini anlamak için epey eğilmiştim dudaklarına.
Bu tür haberleri sıralamaya gerek yok sanırım. Boyalı basında ve sanal gerçekliğin yaratıcısı medyada sıkça rastlamaktasınız. Örnekler, yaşam öyküleri, acılar, ajitasyon, onları izlerken kendi acılarını unutmasını sağlıyor TV karşısında fasulye ayıklayan kadının.
Bizim gibi Akdeniz-Ortadoğu halklarının en belirgin özelliği olan duygusallık acımasızca kullanılıyor reyting aracı olarak. Oysa artık medyanın köleleştirme operasyonunda kendimizi kurtarma zamanı gelmedi mi? Biz bu muyuz? Bu kadar ucuz muyuz? Hayallerimizi bu kadar kolay nasıl satabiliyoruz? Ötekinin acısını yalnızca kendi bunaltılarından arınma aracı olarak kullanmak, acıyı bir yarar aracı haline sokmak ve kendini ertelemeye, uyuşmuş bir akıl kıvamında devam etmek.
Russell şöyle bir cümle kurmuş:? Kadınlar tarafından istenilmeyen, yalnızca katlanılan cinsel birleşme sayısı, evlilikle fahişelikten daha çoktur.? Oldukça iddialı gelebilir bu söz ancak doğruluk payı hiç mi yok?
İnsan olma onurunun çiğnenmesidir istismar, hem de en affedilmeyecek biçimde. Öldürme suçu bile bu ömür katliamının yanında masum kalabilir. Zira öldürme tek seferde ötekinin hayatına son verme ise fiziksel ya da cinsel ya da ruhsal istismar kocaman bir ömrün katledilmesidir. Kurbanını yaşayan ölüye çevirmek, acıyı onun kalbinde telafisi mümkün olmayan bir işkenceye dönüştürmektir.
Genetik bilimi kopyalayarak organ üretsin, uzay bilimleri marsta kolonileşmenin matematiğini bulsun, yazarlar ünlülerin biyografilerini yazmakla uğraşadursun ancak komşu amcalar misafirliğe geleceği için bacakları titreyen y?nin çaresizliği kanlı bir leke olarak kalsın uygarlık tarihinde.
Malinowski adası olarak da bilinen Trobriand?da tek bir istisna bile olmaksızın, hiçbir istismar, hiçbir şiddet, hiçbir ensest ilişki, hiçbir tecavüz vakasına rastlanmamış.
Bugün batı uygarlığı için ilkel olarak nitelenen bu siyah halk mı yoksa bizler mi yamyamız?
Artık çocuklarımıza evin kedisi ya da köpeği muamelesi yapmaktan vazgeçmek gerekiyor. Onlar birer insan. minik bireyler ve biz onların sahibi değiliz. Yalnızca gelişmelerinden sorumlu büyük insanlarız. Onların zekâlarına, sezme yeteneklerine, sözlerine inanmak, güvenmek ve dinlemek zamanı değil mi?
Onları korkuyla büyütmeye çabaladıkça geleceğin iblislerini ya da kurbanlarını yaratmaya da devam etmiş olacağız.
Her türden iktidarın bizi korkutarak sindirmeye çalıştığı gibi bizde çocuklarımıza bunu yapmayalım ki, yaşadıkları haksızlık ve istismarı bizlere anlatmaktan çekinmesinler. Bilgiyi hukuki düzlemde kamu davasına dönüştürelim ki bu insan onursuzluğu uygarlık tarihinin sayfalarından silinebilsin. Dünyada tek bir tecavüz suçu kalmadan ilerleme yalanından söz etmeye hakkımız olmamalıdır.
Onlar sizin değil evrenin çocuklarıdır. (H.Cibran)
Onlara yapılmış haksızlık evrene ve Tanrı?ya yapılmıştır.

Pınar Nurhan

Eğitimci Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir