Dinlemenin hayat kurtarıcılığı

Ünlü psikoterapist Victor Franklin başından geçen bir olayı anlatır. ?Saat gecenin üçüdür. Frenklinin telefonu çalar. Telefonun diğer ucunda intihar etmek üzere olan bir kadın vardır. Kadın adama şöyle der: intihar etmeye karar verdim; ama ölmeden önce sizin gibi ünlü birisinin ne diyeceğini merak ettim der. Franklin her türlü yöntemi deneyerek onu intihardan vazgeçtirir. Kadın, ikna olmuş ve rahatlamıştır. Bunun üzerine kadın, Frenklini ziyarete geleceğini söyler. Sözünü tutar ve Frenklinle oturup konuşmaya başlar. Ve aralarında sıcak bir diyalog başlar.

Sohbetleri sırasında Franklın, kadını intihardan vazgeçiren nedenin onu yaşamaya ikna etmek için yaptığı konuşmalar olmadığını anlar. Kadın geçenin saat üçünde uyandırılmasına rağmen sabırla onu dinleyen, onunla konuşan birisinin de bu dünyada var olduğunu, dolayısıyla dünyanın yaşamaya değeceğini düşünerek vazgeçmiştir intihardan?

Ev yanıyor? Kaçın!
Dinlemenin, konuşmanın, paylaşmanın önemine dair, okumuş olduğum bir kitapta, Mevlana?nın bir örneğinden çok etkilenmiştim. Mevlana derki, ?sıkıntılı ve kederli bir insan yanan bir ev gibidir?. Düşünün ki ev yanıyor ve tüm odalar duman altında, göz gözü görmüyor. O eve girdiğinizde yapılacak ilk iş evin kapısını, penceresini açmak olur elbet. Yani tıpkı yanan evde olduğu gibi. Stresli, gergin, üzüntülü insana yapılan her türlü girişim, onunla konuşmak, varsa dertleri dinlemek, sıkıntılarını paylaşmak, yanan O evin bir penceresini, bir odasını açmak gibidir der. Ne kadar güzel bir benzetme. Bizlerde, değişik sorunlar yaşayan öğrencilerimizle, çocuklarımızla konuşarak, iletişime geçerek onların bir penceresini, kapısını açmış gibi olacağız. Mevlana?nın söylemiyle yanan evdeki dumanın dışarıya çıkmasına vesile olacağız.

Konuşma ihtiyacı tıpkı yemek, içmek gibi doğal bir gereksinimdir. Yalnız kalmayı ve yalnız olmayı beceremeyen sayılı canlılar arasındadır insanoğlu. Bununla ilgili atasözümüz bile vardır. ?Yalnızlık Allaha mahsustur diye?. Modern insan Kalabalıklaştıkça, şehirleştikçe sanırım biraz daha yalnızlaşıyor. Bu yalnızlığımız bazen öyle derin ve acı oluyor ki?

Bu yalnızlık ve iletişimsizlik, intihara kadar götürebiliyor. Etrafımız; dokunsalar ağlayacak, bir kuru ekmekten ziyade biraz ilgiye, şefkate ve adam yerine konmayı isteyen fertlerle dolu. Vücudumuzu incelediğimizde göreceksiniz ki, bir ağzımız ama iki kulağımız var. Sanırım bir konuş iki dinle mesajı yatıyor burada? Kalabalık toplantılarda, ayaküstü konuşmalarda insanlar daha çok, konuşanları değil kendilerini daha güzel dinleyenleri seçer, onlarla konuşma ihtiyacı duyar. Öyleyse bu can alıcı dinleme Alışkanlığını, hayatımızda her zaman ön plana çıkarabilmeliyiz?

Evet, bugün dinleyelim oğlumuzu kızımızı ve insanları, Bugun dinleyelim doğayı tabiatı… Sevgiliyi, yâri… Ve BUGÜN DİNLEYELİM KENDİMİZİ.

Nevzat ÖZER/
Psikolojik danışman
nevzatozer66@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir