Bu Karne Hepimizin!

Uzun ve yorucu bir dönem daha bitmek üzere. Milyonlarca öğrenci için karne günü hayatında unutamadığı günlerin arasındadır. Karne günleri bir eğitimci olarak benim için de çok farklı duygular ve anlamlar ifade ediyor. Biliyorum ki birçok öğrencim için o gün ve sonraki iki haftalık tatil dönemi çok güzel ve keyifli geçerken birçok öğrencim de üzülecek, ağlayacak, cezalar alacak, azar işitecek, kıyaslanacak, itilip kakılacak. Bütün bu duyguları eline tutuşturulan bir kâğıda dökülen rakamlarla yaşayacak. Bu rakamlara yüklediği anlamlarla geleceğini hayal edecek. Hayal kırıklıkları yaşayacak belki de. Hayalleri çalınacak. Rakamlar ne kadar anlatabilir ki öğrencinin neler yaşadığını, küçücük bedenlerinde neler gizlediğini, nasıl bir ortamdan kalkıp geldiğini. Çevresindekiler öğrencinin ne hissettiğini, ne yaşadığını bilmeden sadece karnesine bakacak ve bir notta kendisi verecek. ?Bu çocuk adam olmaz!?

Hayatında hep rakamlarla ölçülecek. Rakamlarla başlayacak hayata. Peki bu rakamlar ne kadar objektif, ne kadar gerçekçi tartışılır. Öğretmenin kaleminin ucundan çıkacak olan rakamlar geleceği şekillendirmek için yeterli mi? Kesinlikle hayır. Hayatta başarılı olmak sadece akılcı zekâyla ölçülmez. Ondan daha önemlisi duygusal zekâdır. Duygusal zekâyı ölçen bir sınav okullarımızda yoktur. Rakamlar dürüstlüğü ölçemez, küçüklerine sevgiyi, büyüklerine saygıyı, çevreyi kirletmemeyi, iletişimi, girişkenliği, yardımlaşmayı, özgüveni ölçemez. Rakamlara güvenmeyin. Rakamların çoğu aldatıcıdır. Tıpkı enflasyon rakamları gibidir. Rakamlar enflasyon olmadığını gösterir ama alışverişe gittiğinizde durumun hiç de rakamlardaki gibi olmadığını görürsünüz. Bu farklılık ölçen kişiden ya da ölçülen malzemeden dolayı farklı çıkabilir. Bence karneler de böyledir, ölçme ve değerlendirmede tutarlı ve gerçekçi değildir. Sizin çocuğunuzun matematik öğretmeni ile komşunuzun kızının matematik öğretmeni farklı değerlendirir aynı sınav kâğıdını.

Sevgili anne-babalar çocuğunuzun zaman zaman sizin sevginizi ilginizi hak etmediğini düşündüğünüz oluyordur sanırım. Belki karnesini alıp eve geldiği gün de böyle düşüneceksiniz. Ama unutmayın ki işte bu zamanlar aslında çocuğunuzun ilginize ve sevginize en çok ihtiyacı olduğu anlardır.

Uzun uzun karnesinde düşük notlar olan çocuğunuza kızmayın, dövmeyin, tehdit etmeyin ve kıyaslamayın diye nasihatler vermek istemiyorum. Peki, ne yapalım? Ona zaman ayırın, onu dinleyin ve birlikte bu durumu nasıl düzelteceğinizi konuşun. Her kriz beraberinde fırsatı getirir. Karne krizini fırsata çevirmek sizin elinizde. Belki bu karne sonrasında onunla daha kaliteli ve daha fazla birlikte zaman geçirerek onu daha yakından tanıma fırsatını yakalayacaksınız. Eskisi kadar televizyon izlemeyecek belki de daha çok kitap okuyacaksınız. Hiç tanışmadığınız öğretmenleri ile bu vesile ile tanışacaksınız.

Her zaman söylediğim ve söylemeye devam edeceğim bir söz vardır. Okul hayatındaki başarı her zaman hayat okulundaki başarıyı getirmez. Ama bu sözüm başarısız öğrenciyi de ?başarısız olursa olsun, ne hali varsa görsün, kendi haline bırakalım? diye de düşünülmesin. Ortada başarısızlık varsa tabi bunun nedenleri de vardır. Bu nedenleri üç gruba ayırabiliriz. Birinci grup kişisel nedenlerdir. Öğrencinin kendisinden kaynaklanan nedenlerdir. Düzenli ders çalışmaması, hedefinin olmaması, sorumluluk bilincinin gelişmemesi, arkadaş ilişkileri, kendi ile barışık olmaması, fiziksel ve zihinsel olarak seviyesinin yeterli olmaması bu grubun içinde öne çıkan başlıklardır. İkinci grubun içinde öğrencinin okul ortamı ve çevresel faktörler gelmektedir. Sınıf içinde yaşanan sorunlar, öğretmenler ile yaşanan sorunlar, sınıfın kalabalık ve gürültülü olması gibi nedenler bu gruba dâhildir. Üçüncü grupta ise ailevi nedenler gelmektedir. Aile ortamının kavgalı ve huzursuz olması, fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalınması, ilgisizlik ya da aşırı ilgi ve baskının olması, aşırı beklenti, kardeş kıskançlığı, sürekli kıyaslanma, ders çalışacak ortamın olmaması, ilgi ve dikkati dağıtacak şeylerin fazla olması yeterli kaynak ve dokumanın olmaması bu grubun içerisinde en çok göze çarpan, başarısızlığın nedenleri olan etmenlerdir.

Sevgili anne-babalar eğer çocuğunuzda başarısızlık varsa yapılması gereken en önemli şey birlikte oturup önce sorunun kaynağını tespit etmektir. Sorunu doğru tespit ederseniz, çözümü çok daha kolay ve çabuk olur. Hastalıklar doğru teşhis ve doğru tedavi ile iyileştirilir. Bu konuda dersine giren öğretmenlerinden ve rehber öğretmenden mutlaka destek almalısınız.

Birkaç söz de değerli meslektaşlarıma, öğretmen arkadaşlarıma söylemek istiyorum. Rakamlar sizin elinizde. Not verirken öğrenciyi bir bütün olarak değerlendirmenizi, mümkün olduğu kadar objektif olmanızı, dersim daha ciddiye alınsın diye zor sorular sorarak öğrencileri derse karşı küstürmemenizi, her öğrencinin özel olduğunu hissettirmenizi, öğrenciye karşı önyargılı olmamanızı, olumlu yönlerini de görmenizi ve ailevi durumu hakkında bilgi edinmenizi, sosyal faaliyetlere katılmasını teşvik etmenizi, sadece tost yiyen ve test çözen bir nesil olmamaları konusunda yönlendirmenizi, hayallerini çalmamanızı rica ediyorum. Biliyorum sınıflar kalabalık, işleriniz yoğun, görev ve sorumluğunuz ağır ama ortaya çıkan eserle gurur duymak da bir o kadar keyiflidir.

Son sözüm sevgili öğrencilere, Cumhuriyetimizin 100. yılına damga vuracak olan sizler, önce kendiniz sonra aileniz ve ülkemiz adına sorumluluklarınız vardır. Başarısızlığınız için birçok geçerli mazeretiniz olabilir. Unutmayın ki hiç kimse mazeret bulmada başarısız insan kadar yetenekli değildir. Mazeretler başarının önündeki en büyük engellerdir. Kurtuluş savaşında Türk Milletinin de haklı ve geçerli mazeretleri vardı ama hiç kimse mazeretlerin arkasına sığınmadı. Kurtuluş savaşı tüm mazeretlere rağmen kazanıldı. Sizler de kendi kurtuluş savaşınızda başarılı olmak için mazeretlerin arkasına gizlenmeyin. Hayatta mutlaka başarılar kadar başarısızlıklar da yaşayacaksınız. Başarısızlıkları bir son değil bir başlangıç olarak kabul edin. Başarısızlıklardan ve hatalardan ders alın. Her hatayı sizin yapma lüksünüz yok. Başkalarının hatalarından da ders almayı bilmelisiniz. Büyümek için acele etmeyin. Öğrenciliğin keyfini çıkartın ama hakkını da verin. Unutmayın ki bir gün maziye dönüp baktığınızda yaptıklarınızdan çok yapmadıklarınız için pişmanlık duyacaksınız. ?Keşke?lerinin az ?iyi ki? lerinin çok olduğu öğrencilik yılları yaşaman dileği ile?

Çelebi ÇAĞLAYAN Psikolojik Danışman/Yazar

(?ÖSYM?nin Üniversiteli Olma Teklifine Var mısın Yok musun ve Ergenlikte 33 Sorun 33 Çözüm? kitaplarının yazarı)

Bu Karne Hepimizin!” için 4 yorum

  1. çok çok güzel bir yazı tebrik ederim.Ama aileler çocukları için yüksek beklenti içinde,çocukların çoğu sorumsuz, öğretmenler de çok fedekarlar fakat ister istemez branşlarını önemsetmek için notu kullanıyorlar.Notu kıt olunca öğrenciler için adaletli olmuyor,bol bol verince de çocuklarda özellikle de çalışan öğrenciye haksızlık oluyor.Yani herkes nasıl davranacağını gerçekten bilemiyor.Her neyse herkese iyi tatiller.

  2. bence süper bir yazı olmuş.Tesbitleriniz doğru kılavuz önerilerinizde yerinde.Öğrenciyi tanımaya çalışıp öyle değerlendirmek gerekir.Düşük not veren arkadaşlar kendi öğretmenliklerine kaç alacaklar bilemiyorlar.21 yıllık öğretmenim Temel eğitimden başlamak üzere aslında öğretmenlerin kalemleri kırma yetkisi olan insanlar olduğunu düşünürüm.Ailelerinde öyle.
    Ben mesleğimi seçerken lisedeki öğretmenimden çok etkilenmiştim.Çok iyiydi

  3. Karneyi zayıf görünce insan kızmasında ne yapsın. Üzüntü bir yerde,öfke bir yerde. Oğlum birde zayıf karne getirdiğinde kaygısız görünüyorsa o zaten beni iyice sinirlendiriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir