Aile içinde kadına yönelik şiddet ve aşamaları

Yaşamımızın hemen hemen her alanında karşımıza çıkan şiddet toplumun tümünü derinden etkiler ancak en çok risk altında olan gruplardan biri kadınlardır. Kadına yönelik şiddet, kadını inciten, ona fiziksel, cinsel, ruhsal açıdan zarar veren, toplumsal ya da özel yaşamda onu sınırlayan, baskılayan her türlü davranıştır. Kadına yönelik şiddet dünyada neredeyse her toplumda görülen bir sorundur ve kadınların yaşamlarını, sağlıklarını olumsuz etkilemektedir. Kadınların en çok tanıdıkları, yaşamlarında bulunan erkeklerin şiddetine uğradıkları yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Şiddeti uygulayan kişinin yakın, güvenilmesi gereken biri ya da kadının özel yaşamındaki, aile içindeki özel biri olması etkilenmeyi arttırmaktadır. Diğer taraftan şiddeti uygulayan kişinin bu özelliği kadının sorunla başa çıkmasını ve uzun süreli sağlıklı kalmasını da zorlaştırmaktadır.

Türkiye’de bilinen kayıtlara göre kadınların %58’i fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Aile içinde her türlü şiddete (dövülme, küçümsenme, istismar, tecavüz…)  maruz kalan pek çok kadın şiddete maruz kaldığı ilk andan itibaren eşi ve ilişkiyi terk etmeye kadar geçen zorlu süreçte olası kalma ya da gitme durumlarında kendisini nelerin beklediğinin, aldığı bu kararın sonucunda nelerle karşılaşabileceğinin hesabını yapar.  İlişkiyi bitirme kararı özellikle de sosyal desteğin, ekonomik özgürlüğün olmadığı ve gelenekçi, erkek egemen kültürel yapıya sahip bir ülkede büyük bir cesarettir. Bireyin değişim için hazır olması değişimi etkileyen en önemli faktördür

Şiddete maruz kalan kadın, şiddet görmeye başladığı ilk anda yaşanan bu durumların gelip geçici olduğuna, eşinin özünde iyi bir insan olduğuna, son zamanlarda yaşadığı olumsuz olaylardan etkilendiğine, her şeye kendisinin neden olduğuna kendini inandırmaya çalışır. Çevresinin bu ilişkinin kendisine zarar vereceği yönündeki sözlerini duymamazlıktan gelir. Hatta eşini onlara karşı savunur. Kadın aile içi şiddete maruz kaldığını inkar etmektedir ya da sorunun farkında olmamaktadır. İlk zamanlarda kadınlar sorunu kabullenmedikleri için, sorunun çözümüne yönelik herhangi bir girişimde bulunmazlar ve var olan duruma uyum sağlarlar. Düşünce öncesi dönem olan ilk aşamada kadının ilişkiyi terk etme olasılığı son derece düşüktür. Bu aşamada şiddete maruz kalan kadınlar, kaygı, depresyon, yetersizlik, inkar, korku, ümitsizlik, güçsüzlük, benlik saygısında bozulma, sosyal ilişkilerde bozulma ve kendine/başkalarına yönelik saldırganlık eğilimi gösterebilmektedir.  Bu sebeple kadının yaşadıkları hakkında farkındalık kazanması, gelecekte onu nasıl bir ilişkinin beklediğine dair psikolojik destek alması çok önemlidir.

İkinci aşama olan düşünce döneminde, eşin şiddeti devam ettikçe kadının ilişkide sorun olmadığına dair inkar mekanizması ve eşinin lehine davranmaları ortadan kalkar. Kadın kendini tehdit altında hissetmeye başlar ve yavaş yavaş eşinin davranışları karşısında kendisini savunması gerektiğini düşünür. Kadının kendini savunma girişimleri, şiddeti uygulayan erkek tarafından kendisine meydan okunma, başkaldırı gibi algılandığında şiddetin dozu artabilir. Kadın için ilişkide kalmak artık risklidir. Ancak kalma ya da gitme kararını verirken çocuklarının bakımı, geleceğinin nasıl olacağı, yalnız kalmak, sokakta kalmak, polisin ve hukukun kendisini koruyamayacağı endişesi, ekonomik sıkıntılar, eşinin onu rahat bırakmaması ve ona zarar vermek istemesi gibi konular kadını düşünmeye sevk eder. Bu aşamada şiddetin kadını ve çocukları nasıl etkilediği, fiziksel, psikolojik ve sosyal yönlerden ne tür zararlar verdiği ve vereceği, gelecekte nasıl etkileyeceği ortaya konmalıdır.

Kadının kendisi, ilişkisi ve eşi hakkında farkındalığı arttıkça değişimde hızlı bir şekilde olacak ve aile içi şiddetten kurtulmaya yönelik planlar yapmaya başlayacaktır. Kadın, değişim için plan yapmaya başlamışsa hazırlık basamağına geçmiş demektir. Bu aşamada bir yandan ilişkisine devam ederken diğer yandan kendisini koruma altına alabileceği koşulları yaratmakla meşguldür. Kadına, sorununun çözümü için çevresinden yardımcı olabilecek kişi ve kurumlarla bağlantı kurabilmesi konusunda yardım etmek ve desteklemek gerekir.

Bundan sonraki aşama olan eylem döneminde ise kadınlar aile içi şiddetten kurtulmaya yönelik olarak boşanma davası açabilmekte, polis merkezine, jandarma komutanlığına başvurabilmekte, Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi’ne (ŞÖNİM) başvurabilmekte, kadın örgütlerine, sığınma evlerine sığınabilmekte ya da eşinin tedavi olması gibi girişimlerde bulunabilmektedir. Genelde pek çok kadın buraya kadar sayılan aşamaları tamamlar ve eşini terk eder.  Bu aşamada kaygı, yetersizlik, korku, çevre değiştirme stresi, üstlendiği rolü yerine getirmede değişiklik, uyumsuzluk, ebeveyn rolünde değişim, beklenen bir kayba karşı acı çekme riski yer alabilir. Kadının bundan sonraki yaşamıyla ilgili plan yapması ve uygulaması desteklenmeli,  kadının sosyal destekleri (avukat, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, aile, arkadaş, akraba) devreye sokulmalı ve güçlendirme yöntemi ile kadının kendini güçsüz hissettiği durumlarda ne yapması gerektiği konusunda eğitim verilmelidir.

En önemli aşama olan sürdürme döneminde kadın aile içi şiddetten kurtulmuştur. Kendisine yeni bir yaşam kurmuştur. Tüm aşamaları geçtiği için kadının kendine duyduğu güven, saygı ve değer artmıştır.

Aile içi şiddeti önlemek, yasal, sosyal, ekonomik ve kişisel etmenlere müdahale etmeyi gerektirir. Şiddetin ruhsal boyuttaki sonuçları düşünüldüğünde şiddete uğrayan kadının normal ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi psikolojik destekle mümkündür.

Havva BAYAR

Uzman Psikolojik Danışman

www.psikodanisman.com



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir