Aile içi sorunların nedeni çocuk mu?

Toplumun en küçük birimi diye tanımlanan aile; anne, baba ve çocuklardan oluşur. Aile içindeki uyumsuzluğun sorumlusu arandığında ise bu sorumlu genellikle çocuklar olur. Çünkü anne-baba sorumluluğu çocuğa yükleyerek bir yerde kendilerini temize çıkarmaktadır. Çocuk ya ders çalışmıyordur ya anne-baba sözü dinlemiyordur ya da yaramazdır. Bu örnekleri çoğaltmak oldukça mümkündür. Anne-babaya göre bu şekilde sorunları olan çocuk da aile içi ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Peki gerçektende bütün bu yaşananların sorumlusu sadece çocuk mudur? Çocuğun uyumsuz davranışlarının altında yatan nedenlere bakıldığında bunun böyle olmadığı görülmektedir.

10 yıla yakın bir süredir çalıştığım psikolojik danışmanlık mesleğinde karşılaştığım vakalarda aile içi uyumsuzluğun temel nedeni olarak karı-koca arasındaki açık ya da gizli geçimsizliğin rol oynadığına şahit oldum. Karı-koca arasındaki geçimsizliklerde ya da iyi gitmeyen ilişkilerde olumsuzluğun etkilerini azaltmak için genellikle çocuklar adeta bir günah keçisi olarak görülmektedir. Bu, ilk çocuk büyüdüğünde sonraki çocuklara devredilen bir bayrak yarışı gibidir. Büyük çocuk kendini korumaya ya da savunmaya başladığında sonraki çocuğa sıra gelir. Sırada çocuk kalmadığında ise bu günah keçisi vazifesi aile dışında birilerine verilir. Bu kimi zaman bir komşudur kimi zaman yakın aile dostlarından birileri kimi zaman da ailenin yaşlılarıdır. Aile tarafından, yaşananların sorumlusu olarak çocuk görülüyorsa gidilen ilk yer genellikle okul psikolojik danışmanlarıdır. Aile, aslında aile içinde hiçbir sorunları olmadığını, çocuklarının mutluluğu için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ama bir türlü çocuklarını mutlu edemediklerini ifade ederler. Onlara göre yaşananların tek sorumlusu çocuktur ve bu sorunu okul psikolojik danışmanına aktarmakla kendilerine göre gerekeni yapmışlardır. Yine onlara göre okul psikolojik danışmanı çocukla birkaç kez görüşecek, çeşitli tavsiyelerde bulunacak ?ki bu tavsiyelerde annenin babanın sözünü dinle, dersini çalış, yaramazlık yapma, annen-baban senin için nelere katlanıyor tarzında olacaktır- ve sorun adeta bir sihirli değnek değdirilmiş gibi çözülecektir. Ne yazık ki konu bu kadar basit değildir. Anne baba sözü dinlememenin, ders çalışmamanın ya da yaramazlık yapmanın aslında genellikle aile içinde yaşanan olumsuzluklara bir başkaldırı, gizli bir protesto olduğu gerçeğini görmek gerekmektedir. Yıllar önce bir öğrencimin uyumsuz davranışları ile ilgili olarak aile ile görüşmek istemiştim. Maalesef babayı bir türlü okula getiremedik. Anneyle yaptığımız daha ilk görüşmede aslında uyumsuz davranışların altında yatan nedenin aile içi huzursuzluk ve dayak olduğu ortaya çıkmıştı. Baba, evde aşırı otoriter davranıyordu ve kendince gerektiği yerde çocuğu dövüyordu. Çok sık olarak bulunduğu nasihatlerde ise verdiği mesajlar şunlardı:

-Ben okuyup bir yerlere gelemedim ama sen mutlaka okumalısın.

-Ben onurlu bir insanım, bu nedenle sen ancak onurlu insanlarla görüşebilirsin.

Çocuk ise ders çalışmayarak, okuldan kaçarak ve zararlı alışkanlıklar ve arkadaşlıklar edinerek adeta babadan intikam alıyordu. Baba kendi uyguladığı eğitim yöntemini mükemmel bulduğu için bu vakada mesafe kat edemedik. Çünkü kendiside babası tarafından öyle eğitilmişti. Onlara son bir tavsiyem olmuştu; çocuğunuzu bir üniversitenin psikiyatri kliniğine götürün demiştim. Çünkü biliyordum ki orada çocukla birlikte anne ve babayı da görüşmeye alacaklardı. Ancak aile bunu da yapmadı. Aileyi psikolojik yardım konusunda ikna edemediğiniz zaman yapacak fazla bir şeyiniz kalmıyor. Maalesef biz okul psikolojik danışmanlarına da olayı sadece izlemek düşüyor.

Yukarıda verdiğim örnekte ve benzer örneklerde sorunun temeliyle uğraşmak yerine sadece davranış boyutuyla ilgilenmek çoğu zaman boş uğraştır. Ancak şunu da üzülerek ifade etmeliyim ki bir çok rehber öğretmen (alandan ya da alandan olmayan) bu hataya düşmektedir. Yapılacak şey aile ile sık sık görüşmek ve aile içi iletişimi yeniden kurmak için çeşitli ev ödevleri vermek olmalıdır. Bu ev ödevleri şunlar olabilir; sen dili yerine ben dilini kullanmak, haftada en az yarım saat tüm aile bireylerinin katıldığı haftalık değerlendirme toplantıları yapmak ve bu toplantılarda herkese söz hakkı vermek, aileyi ilgilendiren konularda ?senin görüşün bizim için önemli? tarzında çocuktan görüş sormak ve böylece önemsendiğini çocuğa hissettirmek, anne-babanın davranışlarında her birinin kendi içinde ve birbirleri ile tutarlı olmaya çaba harcamak şu an aklıma gelenler. Bu ödevleri hem çoğaltmak hem de ailenin spesifik ihtiyaçlarına göre düzenlemek mümkündür. Bu söylediklerim tabi ki ailenin yardım almaya açık davrandığı durumlarda geçerlidir. Aile yardım almaya açık değilse yukarda verdiğim örnekte de olduğu gibi yapacak çok fazla şey bulunmamaktadır.

Hiç şüphesiz aile içi sorunların nedenleri farklı olabilir.

Bu yazıda; çocuğun sorunlu davranışlarının mı aile içi sorunlara neden olduğu; yoksa aile içi sorunların mı çocuğun sorunlu davranışlarına neden olduğu sorusuna cevap aramaya çalıştım.

Bir başka yazıda görüşmek üzere sağlıcakla kalın değerli okuyucular?

Ahmet GÜNAY

Rehberlik Öğretmeni – Psikolojik Danışman



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir