2020 LGS ve sonuçları nasıl değerlendirilmeli?

Yaşadığımız olağanüstü süreçte, nasıl yapılacağı, yapılıp yapılmayacağı, öğrencileri nasıl etkileyeceği, maske takılıp takılmayacağıyla ilgili birçok soru işareti ve olası hastalık senaryolarıyla dolu Liseler Giriş Sınavı, nihayet 20 Haziran 2020 tarihinde yapıldı. Sınav iki oturumda yapıldı. Günler öncesinde önlemleri alınan, dezenfektanlarla yıkanan okul binalarına öğrenciler ateşleri ölçülerek, temiz maskeler verilerek, sosyal mesafeye uygun şekilde alındı.Kırk beş dakikalık arayla sayısal ve sözel bölümler çözüldü ve öğrenciler korunaklı evlerine sağ salim gönderildi. Yani umarım öyledir!

Sonuçlar 16 Temmuz’da açıklanacak…

Peki nasıl yorumlanmalı LGS 2020…

Öncelikle birkaç sayısal veriyle başlarsak, MEB’in son bir sene içerisinde nitelikli okulların sayısında ciddi bir artış sağladığını ve tercih edilebilecek okul sayısını ortalama % 53 artırdığını, bununla beraber öğrenci sayısının da 1,6 milyona ulaşarak, ortalama % 59 arttığını görüyoruz. Bakıldığında mevcut büyüme oranına karşılık gelen kontenjanların büyük oranda karşılandığını ve kontenjan temelli taban puan farklılıkların oluşmayacağını söyleyebiliriz.

Sınava bakıldığındaise sözel bölümde özellikle Türkçe dersinde sorulan kavrama, mantık sıralamasına alma, bağlantı kurma gibi okuduğunu anlama, yorumlama ve karşılaştırma isteyen sorularda öğrencilerin epey zaman harcadığını, okuma alışkanlığı olmayan öğrencilerin bu derste zorlandığını ve daha basit olan Sosyal Bilgiler, İngilizce, Din Kültürü gibi dersleri yetiştiremediklerini görüyoruz. Öğrencilerin bütün çaba ve kampanyalara rağmen okuma alışkanlıklarının gelişmemesi, karşılaştıkları metinleri anlamada, bölümler ve içerikler arasında karşılaştırma yapmada ve bütünsel yorum yapabilme becerilerinde ciddi eksiklikler oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Sayısal bölümde ise yine karşımıza bir ülke gerçeği çıkıyor maalesef. Öğrencilerin başına senede bir gelen, doğal bir afet gibi herkesi etkileyen, başının tatlı belası matematik dersi çıkıyor. Televizyon muhabirlerinin sınav sonu öğrenci röportajlarında aldıkları “Matematik çok zordu!”, “Matematik tüm süreyi harcattı!”, “Hiç bu kadar zor sorular görmemiştim!” cevaplarına artık ülkece aşinayız. Kabul etmemiz gerekiyor ki, ülke olarak matematik dersine karşı zayıfız. Geçen sene 2,8 net ortalaması, 5,9 doğru ortalamasıyla bitirdiğimiz bir dersin mucize bir yükselişle tavan yapmasını bekleyemeyiz.  Matematiğin zorluğundan, çeldiricilerin güçlüğünden, soruların uzun ve karmaşık olduğundan şikâyet eden öğrencilerime hep aynı cevabı verdim: “Ne bekliyordunuz ki!” Yani temel amacı başarılı öğrencileri seçmek olan, paylaştığı sorularla bunun ipuçlarını veren ve müfredatının yarısını pandemi sürecinde kaybeden bir sistemin dar alanda zorlayıcı olması kadar tabii ne olabilir ki? Hatta şimdiden bir tüyo verebilirim: “Seneye matematik zorlayacak!” Hatta diğer sene de, bir sonraki sene de… Alışın artık…

Peki yerleşmeleri ne belirleyecek?

Öncelikle söylemek gerekiyor ki 2020 LGS, süreç itibarıyla 2018 TEOG sınavına benzerlik gösteriyor. Hatırlayalım süreci… Öğrenciler, yüzlerce birincinin çıktığı, yanlışsızlar ordusunun zirveyi paylaştığı bir seneden sonra oldukça zorlayıcı, yeni soru kalıplarıyla dolu, üst seviyeden hazırlanmış soru kalıplarıyla donatılmış bir sınava girmiş ve doğal olarak başarısız olarak, nitelikli okullara bir önceki senenin yerleştirme puanlarının onlarca puan altından tercihlerle yerleşmişlerdi. Bu, bazı okullarda 70-80 puanı bile bulmuştu.  Hemen bir sonraki sene sistem toparlanmış ve yerleştirme puanları yine normal yüksekliğine gelmişti. Muhtemelen bu sene de benzer bir süreç işleyecek ve öğrencilerin sınav puanlarında belirgin bir düşüş yaşanacak.

Öğrencilerin tercih sürecine, aldıkları sınav puanları değil, daha sağlıklı yorumlama olanağı veren ve açıkçası daha güvenilir bir liman olan yüzdelik dilimleri, yani başarı sıralamaları etki edecek. Son senelerin yerleştirme ortalamalarına bakılırsa, özellikle Anadolu ve Fen Lisesi gibi başı çeken nitelikli okulların aldıkları öğrencilere ait şehir ve ülke sıralamalarının yıllara göre çok az arttığını ve azaldığını, ciddi kontenjan farkları oluşmadığı sürece okulların öğrenci profillerinin değişmediğini söylemek oldukça mümkün. 

Peki öğrenciler bu süreçte ne yapmalı?

Öncelikle doğru ve yanlış cevapların girilmesiyle sınav puanlarını hesaplayan site ve uygulamalarından uzak durmaları, sınav puanlarının açıklanacağı 16 Temmuz tarihini beklemeleri ve tercih etmek istedikleri lise türleri hakkında araştırmalar yaparak sürecin en sağlıklı şekilde ilerlemesini sağlamaları gerekmektedir. Tercih sürecinde ve öncesinde profesyonel kişilerden yardım alınması, eksik, yanlış ve temelsiz bilgilerden uzak durulması ve kendi karakter ve seviyesine uygun tercihlerde yoğunlaşılması sürecin sağlığı açısından oldukça önemli…

Enver İLERİ

Psk.Danş.ve Rehb.Öğrt.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir