“BEYNİ” özgür kullanmak

Bizlere, ilköğretimde bir şeyin hep düz mantığı öğretildi. Yani bir şey ya siyahtı ya da beyaz? Oysa siyah ve beyazın birleştiği zaman Gri olacağı hiç öğretilmedi. Hep öğretmenimiz anlattı bizler dinledik. Doğruları sadece öğretmenimiz biliyordu. Bize göre anlattığı her şey doğruydu. Tıpkı bir kutsal metin gibi?

Bildiklerimizi ya da bilmediklerimizi hiç sorgulayamadık, eleştiremedik, analitik ve sentezci bir yaklaşımla ele alamadık. Nakilci ve ezberci bir eğitim sistemi içinde boğulup kaldık. Oysa Sokrates bundan yüzyıllar öncesi ?sorgulanmayan bir hayat yaşanmamış bir hayattır diyordu? Ne kadar güzel ve manidar bir cümleydi? İlkokul yılları böyle geçti. Lise yıllarımız bundan farksız değildi. Ya üniversite, biraz eh dedirtecek kadar? Ama yeterlimi diye soracak olursanız? Gene hayır? Koca bir hayır?

Beynimizi öğrencilerimize nasıl kullanmaları gerektiğini öğretmeliyiz. Bir dinamo misali beyinlerini nasıl çalıştıracaklarını, ondan nasıl güç ve enerji elde edebileceklerini öğretmeliyiz.

Bizler bilişsel alanın hep bilgi basamağında kaldık. Uygulama basamağına zar zor çıkabildik. O yüzden de olaylara hep tek taraflı bakabildik. Suyun 100 cantıgratta kaynadığını, İstanbul?un Fethinin 1453 yılında olduğunu, Zarfın ve Fiilin tanımının ne olduğunu, Van gölünün Doğu ana doluda olduğunu biliyorduk? Biliyorduk bilmesine; ama Van gölünden nasıl yararlanılır, ülke ekonomisine nasıl katkı sağlanır onun cevabını bilmiyorduk. Bir dilekçe, anlatım bozukluğu yapılmadan ve imla kurallarına dikkat edilerek nasıl yazılır onu beceremiyorduk. Sanki buraya kadar bilmemiz yeterliydi? Bunun için beynimize sorular yöneltilmedi. Nerede ve kaç tarihinde sorularını iyi buluyorduk. Ama Niçin ve Neden sorularının cevabını bulamıyorduk. Çünkü eğitimde Niçin sorusu can alıcı bir kavramdır. Beynin harekete geçmesini sağlayan bir nevi ilk kıvılcımıdır.

Peki ya su, 100 santigratta kaynamasa ne olurdu. Ya da bir yıl neden 365 gündü. Dünya neden sağdan sola dönüyordu. Soldan sağa dönse ne olurdu? Bunların cevabını bilmiyorduk. Ya da bilsek te tam olarak açıklama yapamıyorduk. Çünkü kitaplarımızdan ve öğretmenlerimizden öğrendiklerimiz buraya kadardı? Zaten hayalde kuramıyorduk. Çünkü hayal kurabilmemiz için duyusal alanımızın ve bilgi dağarcığımızın geniş olması lazımdı. Gezmedik, görmedik, okumadık. Yani kısaca ? eline sağlık? bir eğitimden geçtik.

Karamsar olmak ya da karamsar bir tablo çizmek asla amacım değildir. Ama bunların acısını görmüş ve tüm bu olumsuzluklara rağmen bir Rehber Öğretmen olmayı başarmış biri olarak, bu acıların, sıkıntıların yeni neslin görmelerini istemiyoruz.

Beyin denen harika bir uzvumuzdan olağanca yararlanmak istiyoruz. A.Robbins gibi Uyuyan devi uyandırmak istiyoruz.

Dünya, artık şunu çok iyi biliyor. İyi bir Eğitim ve entelektüel alt yapı ülke ekonomisinin olmazsa olmazlardanı. Her şeyi ezberleyen, depolayan, durağan bir beyin değil; olaylara ve gelişmelere stratejik bakabilen, düşünebilen, neden sonuç ilişkisiyle hareket edebilen bir beyin istiyor dünya?

?Eğitimde feda edilecek birey yoktur? diyor Mustafa Kemal Atatürk. Gelecek eğitimle, eğitimli insanlarla şekillenecek. Düşünmek, akıl yürütmek, endişe etmek biz insanoğluna haiz bir özelliktir. Ben, beynimi daha çok üniversite yıllarında kullanmaya başladım. Evet, çok geç biliyorum. Umarım yeni kuşağa, gençlerimize, çocuklarımıza beyinlerini işlevsel ve aktif kullanmalarını öğretebileceğiz. Karamsar olmak eğitim camiasının en son düşüneceği şey olmalıdır. Ben umutluyum? Eğitim sistemimizde güzel değişiklikler oluyor, olmalıda. Özellikle Yapılandırmacı Eğitim anlayışı, öğrenciyi ele alan, onun olaylara ve olgulara eleştirel bakmasını sağlayan, keşfetmeyi, düşünmeyi, öğrenmeyi öğreten bir yaklaşım.

Özgür bir beyin, özgür bir düşünce, demokratik düşüncenin de, demokrasinin de önemli bir mihenk taşıdır. Fikirlere saygı duymak, hoşgörüyle yaklaşmak, farklılıklarımıza tahammül etmek, çeşitliliğimizi bir artı olarak görmek ve beynimizi özgürce kullanmak dileğiyle…



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir