Zaman Yönetimi Çerçevesinde 1 : “Vaktin Oğlu Olmak”

“Sufi ibnu’l vakt baş ed ey refik
Nist ferda güften ez şart-ı tarik” (Mevlana)
(Ey arkadaş, sufi bulunduğu vaktin oğludur. Bu iş yarın olsun, yarına kalsın demek anlayışımıza sığmaz)

İçinde bulunduğumuz zaman diliminin gereklerini yerine getiren sufilere, ibnü’ul-vakt (vaktin oğlu) denir. İnsandan beklenen o anı yaşamaktır. Geçmişin üzüntüleri ile kederlenmek ya da gelecek beklentisiyle kaygılanmak değildir. Zaman yönetimi konusunda sıkıntı yaşamamızın tek sebebi de budur. Doğru plan yapamamak. Eğer kendinize bir zaman programı oluşturmak istiyorsanız önceliğiniz anın gerektirdikleri olsun. Bu çerçevede giderseniz, ertelenmiş bir hayatınız olmayacaktır.

Sadık Yalsızuçarlar, bir yazısında bunu şöyle açıklıyor: “İnsan hâli üzre imiş. Vaktin oğlu tabiri, insanın, içinde bulunduğu manevî halin ürünü olduğunu ima eder. Kâmil insan, zaman ve mekânı da temsil eder. Zamanın sahibi (sahibüzzaman) denmesi bu sırdandır.”

Çağımızın en büyük sorunlarından birini oluşturmakta zaman yönetimi. Her kesim insanın çözüm aradığı şey bu? Bunun için eğitimler düzenleniyor, seminerler veriliyor, programlar hazırlanıyor. Ve çoğumuz da bir türlü oturtamıyoruz bu programları hayatımıza, çünkü hep kısıtlayıcı bir engel olarak çıkıyor. O vakitte başka bir işimiz çıkıyor, ya da başka bir uğraş daha cazip geliyor. Ve eskileri okudukça ve gördükçe bu durumumuz daha da vahim hale geliyor zihnimizde. Bir atasözümüzde, “Vakit, nakittir.” Der. Değerli olan bir şey peki şimdi neden insanoğlu bol keseden harcamaktadır. Acaba zaman mı çok eskilere nazaran? Öyle diyecek olsam gözümün önüne Ayasofya geliyor. Sultanahmet geliyor, Topkapı, Dolmabahçe geliyor. Bu devasa yapıları nasıl hangi zamanda yaptı İnsanoğlu. Bu kadar zamanı nerden buldular. Bırak hazır tuğlayı her taş elden geçiyordu bir bir ve ince ince sanat döşenmiş. Daha eskilere gidince Çin Seddi gibi uzaydan bile yer eden bir yapı. İnsanoğlu nasıl yapar bunu dedirtiyor. Ve daha eskiler Piramitler desen yine aynı şekilde. Peki o kadar zaman bolluğunda bu adamlar bu sözleri neden söyledi. Bize sorsalar zamanları çoktu onların diyoruz. Şimdi öyle mi peki o zaman dahi neden zamanı heba etmek istemediler. Neden zamana değer verdiler. Anı yaşa dediler. Ölü Ozanlar’da toplanıp zamanın kıymetinin hesabını yaptılar ormanda.

“ Carpe Diem! (Latince) .Günü Yakala! , Anı Yaşa! Ormana gittim; çünkü bilinçli yaşamak istiyordum. Hayatı tatmak ve yaşamın iliğini özümsemek istiyordum. Yaşam dolu olmayan herşeyi bozguna uğratmak ve ölüm geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu farketmemek için. İçimdeki barbarca çığlığı dünyanın çatısından haykırıyorum.
Hepimizin kabullenmeye ihtiyacı var ama inançlarınızın size özgü olduğuna güvenin.
Hey kaptan, bizim kaptan. Carpe diem’i dinleyin. O size yol gösterecektir.

Vakit varken tomucukları topla zaman hala uçup gidiyor ve bugün gülümseyen bu çiçek yarın ölüyor olabilir.Ormanda yol ikiye ayrılıyordu.Ben az kullanılanı seçtim.”

Peki biz zamanın neresindeyiz ve nasıl değerlendirmeliyiz. Vaktin oğlu olabilirmiyiz. Ve Carpe Diem! Diyebiliyor muyuz hayata. Bizim bilmemiz gereken tek şey var. Mutlu olduğun yer ve zaman senin kıymetlindir. Eğer o an da mutluysan sen zaten zamanını iyi kullanıyorsun demektir. Şayet o andan beş dakika sonra pişmanlık yaşayacaksan o zaman aralığın ölmüş demektir. Tek yapmamız gereken doğru yerde, doğru kişiyle ve doğru işi yaptığımızdan eminsek eğer, stres ya da sıkıntı yapmaya gerek yok. Biz işte o an zamanın oğlu olmuşuz demektir.

Mevlânâ’ya göre; “En büyük israf, ömrün boş yere harcanmasıdır.” Çünkü bir saatlik ömür, yüz bin dinarla geri çevrilemez.
Zaman dilimi şimdilerin art arda sıralanmasından ibarettir. Doğru zamanda doğru yerde olmak ve doğru işle meşgul olmak.Geçmiş ve geleceğe nazaran en belirgin an şimdidir. Muğlak olmayan zaman dilimidir. Şimdiyi yaşamak geçmişi ve geleceği doğru yaşamak demektir. Dün böyle yapsaydı bugünü kazanacaktı. Bugün öyle yaparsa da yarını kurtarmış olacak. İşte zamanın oğlu olmak budur.
Mevlana’nın da dediği gibi, “Sen aklını başına al da, ömrünü şu içinde bulunduğun bugün say. Bak bakalım, bugünü hangi sevdalarla harcıyorsun. Zavallı insan, senin bütün ömrün ancak bugünkü yaşadığın ömürdür, başka gün değil! Geçip giden dünü, gelecek olan yarını düşünme! Bugününü iyi kullan. ”

Yine mesnevi’de bir manzumede, “Etrafına gümüş paralar dağıtan bir zengin,yanındaki bir sufiye:
-Bugün sana bir kuruş mu vereyim, yoksa yarın üç kuruş mu? Diye sordu. O da:
-Dün yarım kuruş verseydin bugün vereceğin bir kuruştan daha iyiydi. Bu vereceğin bir kuruş da yarın ki vereceğin yüz kuruştan daha fazla beni memnun eder. Zira peşin sille, veresiye bağıştan daha iyidir, dedi.
O halde ey canımın cananı, aklını başına al, içinde bulunduğun zamanın kıymetini bil.”
Yad-ı mazi bahşeder
Nice alam u keder,
Etme ömrünü heder,
Varsa aklın ey dedem,
Dem bu demdir, dem bu dem
( “dem” eski dilde zaman anlamına gelmektedir.)

Ömer Gümüşoğlu
Psikolojik Danışman

Gelecek Yazı: Zaman Yönetimi Çerçevesinde 2 : “Johari Penceresi Uygulaması”



Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz