Kıbrıs Notları

11-13 mayıs 2010 tarihleri arasında Yakın Doğu Üniversitesi’nin davetlisi olarak K.K.T.C. de bir dizi etkinliğe katıldık. Daha çok üniversitenin tanıtımının amaçlandığı bu etkinliklerden ayrı olarak K.K.T.C. deki tarihi ve kültürel zenginlikleri de görme ve yaşama fırsatı bulduk. Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki hem K.K.T.C.’yi hem de Yakın Doğu Üniversitesi’ni beklentilerimin çok üstünde buldum. Türkiye’den bakıldığında izolasyon ve ambargolardan dolayı bir kenara itilmiş bir ülke ve bu ülkede çeşitli imkansızlıklarla birlikte eğitim faaliyetlerini sürdürmeye çalışan üniversitelerden biri olan Yakın Doğu Üniversitesi beklerken tam tersi belli bir refah seviyesini yakalamış ve ülke olma bilincine varmış bir K.K.T.C. ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin GÖKÇEKUŞ’un da dediği gibi başta Yakın Doğu Üniversitesi ve diğerleri olmak üzere Rum tarafını eğitimde geçmiş ve sağlıkta da sınırları zorlayan bir yola girmiş güzel bir eğitim ortamı buldum. O devasa binalardan, içindeki teknik donanımlardan, sosyal imkânlardan, spor tesislerinden etkilenmedim desem yalan olur. Bir üniversite denilince hangisi akla gelmeli? Sadece bir bina ve içinde sıraları olan bir yer mi yoksa yukarıda da sözünü ettiğim gibi tüm imkânların seferber edildiği bir ortam mı?

Birazda kültürel ve tarihi mekânlardan söz etmemde yarar var. Çünkü o kadar etkileyiciydiler ki anlatmasam haksızlık etmiş olurum. Girne bir harika. Daracık tek şeritli şehir içi yollarında trafik öylesine düzgün ve hızlı akıyor ki insanın imrenmemesi mümkün değil. Hiçbir trafik sorunu yok. Trafik kurallarına harfiyen uyuluyor. Trafikte seyrederken -bize göre trafiğin ters yönden seyretmesi nedeniyle- birkaç kez yüreğim ağzıma gelse de yinede insanlar güzel araç kullanıyorlar. Karaoğlanoğlu Şehitliği, Girne Marinası, Bellapais Manastırı, Girne Kalesi, harika denizi ile Girne görülmeye değer bir yer. Özellikle şehitlik gezilirken insanın tüyleri diken diken oluyor. ‘İşte’ diyorsunuz “Kahraman Türk Askeri tıpkı ecdadı gibi soydaşları için göğsünü çekinmeden siper etmiş ve şehit olmuş”. Bellapais Manastırı tarihte papaz yetiştiren bir okulmuş. Şimdi yıkılmış duvarlarından arta kalan parçaları ve muazzam güzel bakılan çevre düzenlemesi ile görülmeye değer bir başka mekân. Ayrıca manastırdan Girne’yi izlemek bir başka zevk. Sabah erken saatte Girne Marinası’nı gezdik. Mis gibi deniz kokusu ve göz zevkinizi okşayan yatlarıyla, durgun suyuyla ve arkasındaki Beş Parmak Dağları ile güzel görüntüler sunuyor insanlara. Girne kalesi tam marinanın içinde yer almakta. Hala dimdik ayakta duran sağlam yapısıyla karşılıyor ziyaretçilerini. Girne’nin birde kumarhaneleri ünlü tabiî ki. Türkiye’den özel olarak gelip kumar oynayan insanlara rastlayabilirsiniz Girne de.

Lefkoşa bir elmanın iki yarısı gibi duruyor. Bir yarısı Türk tarafında diğer yarısı Rum. Sınırlara hep karşı olmuşumdur. İnsanı insandan ayırmak kimin haddi diye düşünmüşümdür. Ama burada yaşanan acıları, akıtılan göz yaşlarını, işlenen cinayetleri dinleyince tel örgüye hak veriyorsunuz. Bir takım tatsız olaylar yaşanmış yetmişlerde ama sanırım artık barış ve -acıları karşılıklı unutup- güzellikleri paylaşma zamanı. Lefkoşa’da Ledra Palas Otel’i melül mahsun duruyor. Yaşanan savaşın izlerini görmek hala mümkün. Şu an bu otelde BM Barış Gücü Askerleri kalıyor. Osmanlı’ların Kıbrıs’ı fethetmesiyle inşa edilen Büyük Han tüm ihtişamı ile ayakta. İçinde çeşitli hediyelik eşya dükkanları ve kafeteryalar var. Bir katedral iken yine Kıbrıs’ın fethiyle Selimiye Camisi olan Saint Sophia Katedrali taş işlemeleri ve sütunları ile ayrı bir göz dolduruyor. Yine Lefkoşa’da Lokmacı Sınır Kapısı iki toplumun normalleşmeye olan isteği ve ihtiyacının belirtisi olarak karşılıklı geçişlere açık. Barbarlar Müzesi Lefkoşa’da gezilebilecek ve tarihten ibret alınabilecek bir yer. Biz burayı göremedik. Yaz saati uygulamasında resmi daireler çok erken kapanıyorlar ve biz buraya geldiğimizde bu müze kapanmıştı. K.K.T.C. ile ilgili önemli bir tespitimde erken mesai bitirme konusudur. Resmi daireler saat 13:00 dedi mi kapanıyorlarmış. Esnafta saat 15:00 itibari ile kapatmaya başlıyor. Oldukça ilgincime giden bu olay bir yandan da hoşuma gitti. Çalışmanın zamanı ayrı, dinlenmenin, eğlenmenin zamanı ayrı değerlendiriliyor. İmrendim doğrusu. Kıbrıs’ın en önemli sorunlarından biriside susuzluğu olsa gerek. Çeşme suları neredeyse hiç içilemiyor. Şişelenmiş sular alınıyor. Türkiye’de 20 kuruşa aldığımız küçük bir şişe suya 75 kuruş vermek durumunda kaldık. Bunun yanında benzin ve motorin Türkiye’nin yarı fiyatına. Bir başka ilginç şey bizim Türkiye’de lüks araç olarak gördüğümüz otomobiller orada taksi olarak kullanılıyor.

Türkiye’den eğitim için giden öğrencilerimizin en büyük endişesi K.K.T.C.’de hayatın pahalı olmasından kaynaklanıyordu. Evet bir miktar pahalılık söz konusu ama öğrenciler bir şekilde en uygun fiyatı arayıp bulabiliyorlar. Özellikle ordu pazarları hemen hemen Türkiye fiyatlarında satış yapıyor. Buradaki öğrencilerin üniversiteden mezun olduktan sonra Türkiye’de ya da bir Avrupa ülkesinde iş bulmalarının önünde önemli sayılabilecek bir engel bulunmuyor.

Sonuç olarak broşür ve CD’lerden tanıdığım Kıbrıs’ı ve üniversitelerini görünce bilgilerimin ne kadarda yetersiz olduğunu gördüm.

Bu seyahat sonrasında edindiğim izlenim odur ki buradan K.K.T.C.’ye giden her öğrenci oraların biraz daha Türk yurdu olması için toprağa kök salan bir ağaç görevi görmekte. Gidilebilecek, görülebilecek ve en önemlisi eğitim alınabilecek bir K.K.T.C. görmek beni çok mutlu etti.

Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle…

Ahmet GÜNAY
Psikolojik Danışman
pdrservisi@mynet.com

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?





2 thoughts on “Kıbrıs Notları

  1. gülfidan çelik · Edit

    merhaba,
    ben Doğu Akdeniz Üniveristesi PDR 4. sınıf öğrencisiyim. Kıbrıs ve okulları için yazdıklarınız gerçekten çok güzel teşekkür ederim. bende burayı rehber öğretmenimin bilgilendirmesi sayesinde tercih ettim. 1 ay sonra okulum bitiyor ve inanın çok üzgünüm. buraya gelmeden önce Kıbrıs ve okulları hakkında benimde düşüncelerim sizin gibiydi.. ama burası o kdar güzel bir yer ki tam bir öğrenci yeri.. insanları da tıpkı iklimi gibi sıcacık..ilk geldiğim zaman bu okul bitmez diye üzülüyordum ve o zaman bana sonunda çok pişman olcaksın demişlerdi.. ve öylede oldu keşke okulum hiç bitmese diyorum…

    Reply
  2. Selam
    Evet Ahmet Bey. Bizlerde Çanakkale gurubu olarak Uluslararası Kıbrıs Üniversitesine gittik. Aynı ortamları, aynı duygular içinde yaşamışız. K.K.T.C dünyanın boğmaya çalıştığı bir ülke. O yüzden öğrenci gelirlerine önemli derecede ihtiyacı var. Bu konuda da Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ciddi yatırımlar yapmış, ve halen de yapıyor. Öğrencilerin burayı tercih etmesi, sadece özel üniversitelerin değil, ülke geliri üzerinde de ciddi artıları var. Rehber öğretmenler olarak, yönlendirmelerde bu açıdan bakılması daha sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

    Reply

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz