Ah şu tatiller hiç bitmesin isteriz. PAZARTESİ SENDROMU

Oğlumun ifadesiyle binnn gün tatil olsun diye hayal ederiz.. Oysa zaman öylesine hızla geçmektedir ki hep yeni yeni pazartesilerin stresi ile okullara gideriz…

Nedir bu sendromun hikayesi? Sahi nereden gelir bu pazartesi stresi? Daha Pazar gününden başlar sosyal medyada pazartesinin kahreden etkisi. Of yaa kim kalkacak da okula gidecek şimdi değil mi ? Gün olur pazartesinin asra bedel korkusu gözlerden okunur. Kimisi günaydın demeden geçer yanından. Kimisi günaydın demeseydi de sesindeki bu negatifliği duymasaydım keşke dedirtir ardından. Velhasılı kelam ayakların gitmediği bir mekandadır, artık hiç istemese de bunu insan …

Peki böyle mi olmalı.. Eğitimin kalbi dediğimiz okullarda bu kadar mı keyifsiz olur eğitimci(!) olan… Dostlar iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırma zamanı.. Bize sınırlandırılarak tahsis edilen ömür defterinde değil tüm pazartesileri stresle çöpe atmak lüksümüzü, bir saniyenin dahi kıymetini bilmeli ve çabuk geçecek korkusundan yaşamaya çekinmeliyiz.

Sendrom mutsuzluk emaresidir. Şikayet huzursuzluğun en tipik göstergesidir. İnsan ait olmadığı bir yerde mutlu olamaz. Okul ve aidiyet duygusunu ayrı bir başlık altında zaten değerlendirmek gerekir. Eğer bir insanın ayakları hayatının büyük bir kısmını geçirdiği işine isteksiz bir şekilde gidiyor, kimseyi görmek istemiyor ve ah şimdi evimde olsaydım diye iç geçiriyorsa orada zaman mı geçer Allah aşkına. Kaldı ki hiçbir öğretmen okula gitmeyi işe gitmek olarak algılamaz ve dile getirmezken bu isteksizlikte neden? “İyi bir idareci ile çalışmadığım için mutsuzum. Adam öyle bir bakıyor ki  yüzünü görünce deliye dönüyorum. Ah şu çocuklar bir de derslere karşı hevesli olsalar. Hele veliler bizi hiçbir zaman anlamıyorlar. Aman zaten sistem berbat. Kimse öğretmenin kıymetini bilmiyor. Maaşlar mı hepten yetersiz. Çalış çalış da bir yere kadar dünyayı ben mi kurtaracağım hem bu sistemde çalışanın kıymeti bilinmiyor idareciler çalışanı ödüllendirmiyor” gibi daha onlarca bahanemiz var. Var da kim değiştirecek bu düzeni. Hoşlanmadığın şeyleri değiştirmek için ne gibi adımlar attın  sevgili eğitimci. Kendimize dönelim lütfen. Öz eleştiri yapalım dostlar değiştiremeyeceğimiz şeylere değil değiştirebileceklerimize odaklanalım.

Öncelikle  insan kendisi ile barışık olmalı ki başkalarına tebessüm edebilsin. Müdürün senin yüzüne nasıl bakıyorsa baksın, sen aynanda kendine tebessümle bakmakta mısın? Sabah erken kalktığı için kendini çok iyi hisseden bir öğretmensen, kimin sana nasıl baktığını çok da umursamazsın. Haklısınız robot değiliz bizim de duygularımız var biz de insanız. Elbette sorunlar yaşayacağız fakat bu, hayatımızı sorun yumağı haline getireceğiz anlamını taşımıyor. Bizim sorunumuz var diye herkesin başına sorun olamayız. Öğrencilerin derse karşı sonsuz bir aşkla dolu olması pek olası bir durum değildir.Zira onları istekli hale biz getireceğiz. Bir öğretmen dersini sevdirebildiği ölçüde verim alır. Öğrenci öğretmenini sevdiği kadar ders çalışır. Haydi her şeyi herkesi tüm zorunlulukları bir kenara bırakalım sadece kendimiz ve geçen ömrümüz için hayata bakalım. Sırf bu sebepten bile olsa güne mutlu başlayarak biz kazanalım. Düşünsenize sabah kalkıp gidebileceğimiz bir işimiz var milyonlarca işsiz insandan daha şanslıyız. Düşünsenize elinizin altında sizin bir tebessümünüzle dünyası değişecek o kadar çok çocuk var ki onlar hakiki manada değişse dünya değişecek. Ne dersin sevgili dostum var mısın  bugün hem dünyayı hem de dünyamızı değiştirelim!!! Pazartesi sendromuna hayır, dünyayı değiştirmeye evet..

Sümeyra GÜLER ÖZSOY

Psikolojik Danışman

AktuelPDR için emek verip hazırladığı bu yazısı için teşekkür ederiz.

 



Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Yorumunuzu ve sorularınızı bizimle paylaşabilirsiniz